24 Aralık 2008 Çarşamba

Bu unutulur mu? (Unuttuk maalesef)

Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü.

Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi.

Kampın tam adı, 'Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı' idi.

Bu kampta, 1918'de Filistin Cephesinde esir düşen 16. tümen'in 48. alayı'na bağlı
Osmanlı Askerleri tutuluyordu.



********



12 Haziran 1920'ye kadar

Iki yıl boyunca

Her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar.



********



İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…



********



Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların

Yalan yanlış çevirileri ve

kışkırtmaları nedeniyle,

kampların İngiliz komutanları,

azılı Türk Düşmanı haline

gelmişlerdi.



********



Savaş bitmişti.

Ancak,

Kamptaki ağır koşullar nedeniyle

ölenler dışındaki askerleri

Teslim etmek,

İngilizlerin işine

Gelmiyordu.

Çünkü,

olası yeni bir savaşta,

Bu askerlerin

Yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından,

İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.



********



Çözüm

Toplu katliamdı…

Askerlerimiz,

Mikrop kırma bahanesiyle,

süngü zoruyla

Dezenfekte havuzlarına sokuldu.

Ancak;

Suya normalin çok üzerinde

'krizol' maddesi

katılmıştı..

Mehmetçik,

Suya daha ayağını soktuğunda,

aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu.

Ancak,

İngiliz Askerleri,

dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.



Mehmetçikler,

Bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler.

Ancak,

Bu kez İngilizler havaya

(başlarının üzerine)

ateş etmeye başladı.

Askerlerimiz,

ölmemek için,

çömelerek başlarını suya soktular.

Ancak,

başını Sudan kaldıran artık göremiyordu.

Çünkü gözleri yanmıştı…



********



Dışarı çıkanların halini gören

sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi

Ve 15 000 (15 bin) askerimiz

kör oldu.

Bu vahşet,

25 Mayıs 1921 tarihinde

TBMM.' de görüşüldü.

Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler

Bir önerge vererek,

Mısır'da esirlerin

Krizol banyosuna sokularak,

15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini,

Bunun faili olan

İngiliz doktor,

Garnizon Komutanı ve

Askerlerin

cezalandırılması için,

TBMM' nin teşebbüse geçmesini istediler.



********



Ancak,

Yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı.

Ağır sorunlarla uğraşan TBMM' de

Bu hesap sorma işi

Unutuldu gitti.

Ama onlar

Unutmuyorlar…





Kendi ihanetlerini bile

soykırım ambalajına sarıp,

dünya kamuoyuna

Sunuyorlar.





En üzücü olanı da

Malum birilerinin,

Bu karalama kampanyalarına

çanak tutması…



********



ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIRKEN BİZİM TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.!!!

23 Aralık 2008 Salı

Benzinin vergisi yüzde 409'a çıktı

Kriz Türkiye'ye teğet geçtiydi geçmediydi derken, gözden kaçan "ince bir nokta"...

EKONOMİK kriz, döviz, borsa, faizler, işsizlik, cari açık, büyüme, kapanan işyerleri, piyasalardaki durgunluk, teğet geçtiydi geçmediydi derken, gözden kaçan "ince bir nokta" var.

Temmuz 2008'de, benzinden alınan vergilerin rafineri çıkış fiyatına oranı, yüzde 180 idi.

17 Aralık 2008'de yani dün itibariyle, benzinden alınan vergilerin, rafineri çıkış fiyatına oranı yüzde 409!..


REKORUN DA REKORU

Benzinden alınan vergide "dünya rekoru" yıllardır Türkiye'ye ait.

Yüzde 409 oranı ise, rekorun da rekoru!..

Tabloya bakıyoruz;

8 Temmuz 2008'de, benzinin rafineri çıkış fiyatı: 1.13 YTL

Alınan vergilerin toplamı (ÖTV + KDV): 2.03 YTL

Vergilerin rafineri çıkış fiyatına oranı: (Yüzde) 180

17 Aralık 2008'de, benzinin rafineri çıkış fiyatı: 0.47 YTL

Alınan vergilerin toplamı: 1.92 YTL

Vergilerin rafineri çıkış fiyatına oranı: (Yüzde) 409

BENZİN BEDAVA OLSAYDI

Vergi yükünün en büyük dilimini, litre başına sabit olarak alınan (1.49 YTL) Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oluşturuyor. Ayrıca ÖTV'nin de yüzde 18 KDV'si (0.39 YTL) alınıyor. Yani bugün itibariyle benzin bedava olsa ve rafinerici, dağıtıcı, nakliyeci, bayi mal ve hizmet bedeli olarak hiç para almasa dahi, vergiler nedeniyle benzinin litresi, 1.92 YTL'den az olmayacak.

Tablo-II'den de fark edileceği gibi, bugün itibariyle 2.78 YTL olan benzinin pompa satış fiyatının, sadece 0.47 YTL'si rafineri satış fiyatı. 0.39 YTL de bayi payı, dağıtıcı ve nakliye. Aslan payı da 1.92 YTL olan vergiler.

Buna göre örneğin rafineri satış fiyatı yüzde 50 düştüğünde (özellikle vergiler nedeniyle) pompaya yüzde 10 yansıyor. Akaryakıt fiyatları düştükçe, rafineri çıkış fiyatı da düşüyor. Ancak ÖTV düşmediği için, pompa satış fiyatına çok az yansıyor.

BİR DENGESİZLİK DAHA

ÖTV olayında bir başka dengesizlik de benzin ve motorindeki farklı uygulamayla ilgili.

Benzin ve motorinde ÖTV tablodaki gibi.

Benzin: 1.491,50 YTL/m3

Düşük kükürtlü motorin:

1.004,50 YTL/m3

Yüksek kükürtlü motorin:

934.50 YTL/m3

Motorinde, ülke talebinin yüzde 45'i ithalatla karşılanıyor. Benzin tüketimi ise üretimden az olduğu için, üretimin yüzde 50'si ihraç ediliyor. İthal olayı da cari açığımızı olumsuz yönde etkiliyor. Çoğunluğu yabancı bayraklı tankerlerle yapılan taşımalara da yersiz navlun ödenerek, yurtdışına kaynak aktarılıyor.

Motorin lehine olan vergilendirme nedeniyle, yüksek oranda ithal edilen motorinin tüketimi son 3 yılda yüzde 23.7 artarken, benzin tüketimi aynı dönemde yüzde 12.7 azaldı.

Oysa, motorin ile benzinin ÖTV'si (benzin aşağı çekilip, motorin artırılmak suretiyle) eşitlense, hem ÖTV hasılatı azalmaz hem de cari açığın aşağı çekilmesine katkı sağlanmış olur.

Türk malı kullan, çocukların işsiz kalmasın


ANKARA Ticaret odası’nın başlattığı anlamlı bir kampanya var:
"869'u AL Çocuğun İşsiz Kalmasın"

Bu kampanya barkodu 869 ile başlayan ürünlerin alınması yönünde vatandaşlarımıza çağrı yapıyor !

PPT sunuşunu indirmek için tıklayın...

Hiç kızmayalım işsiz kalıyoruz diye.

Hala ithal arabalar Türkiye'de satıyor ve biz saflar alıyorsak. Neden Türkiye'de otomotiv sektörü işçi çıkarıyor düşünmeyelim.
Hala ithal deterjan kullanıyorsak yerli daha kaliteli ve ucuzu yerine ...
Hala ithal TV, çamaşır makinası, fırın alıyorsak yerli Arçelik, Vestel, Beko yerine...
Hala ithal sakız, çikolata alıyorsak yerli daha güzeli yerine...
Hala ithal pantolon, gömlek, ayakkabı alıyorsak yerli daha kaliteli yerine...
Hala devlet adamların, bürokratların siyasetçilerin makamam arabalarının, eskort arabalarının hepsi ithalse, yerli 7 araba üreticisi olmasına ve Türk işçisi, mühendisi bunlara alın teri dökmesine rağmen ...

Hiç şikayet etmeyelim ihracat neden 90 milyar dolar ithalat 155 milyar dolar açık neden 65 milyar dolar diye.
Hiç şikayet etmeyelim neden işsiz vatan evladı bu kadar diye.

PowerPoint slayt sunuşunu indirmek için buraya tıklayın...




Bu mesajı yayalım ve uyanalım...

21 Aralık 2008 Pazar

Kriz ne zaman biter?


İSMET BERKAN 21/12/2008 ismet.berkan@radikal.com.tr

Bu aralar Alan Greenspan'in hatıralarını okuyorum. Sanıyorum Türkçesi Boyner Yayınları'ndan çıktı, 'Türbulans Çağı.'

Tabii Greenspan 70'li yıllardan beri Amerikan hükümetinin içinde karar verici rollerde yer almış bir kişi olduğu için ve ayrıca bugün yaşadığımız küresel ölçekteki krize yol açan ortamı oluşturmakla suçlandığı için, okumakta geç kaldığım bu kitap benim daha da ilgimi çekiyor.
Greenspan, ekonomik krizlerle ilgili, o krizin şiddetini ölçmekle ilgili ilginç bir benzetmeye başvuruyor. Artık Türkiye'de bile öğrendik, okyanuslarda oluşan ve karadaki yerlerşimleri vuran kasırgalar için 1'den başlayıp 5'e ulaşan bir şiddet ölçeği kullanılıyor. Greenspan aynı ölçeği ekonomik krizlere uyarlamış.

Ona göre ekonominin bir yerinde her zaman bir kriz vardır, dünyanın bir yerinde her zaman fırtına olduğu gibi. Bir şirket ödemelerini yapamaz, tedarikçileri ve müşterileri de onunla birlikte batar vs. Bu en alt kriz seviyesi, 1 (bir).

Yine Greenspan'e göre, özel olarak bankalar sisteminde, genel olarak ise ödemeler sisteminde karşılıklı güvensizlik oluşur ve kimse kimseye bir geceliğine bile olsun borç vermemeye başladığında, buna bir de tüketicilerin ekonominin geleceğe güvensizliği eklenip kimse para harcamamaya başladığında oluşan kriz ise en yüksek seviye olan 5 seviyesindedir. Bu krize 'Mükemmel fırtına' adının takılması boşuna değil anlayacağınız.
***
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan istediği kadar dünyayı kendi pembe gözlüklerinden görsün, istediği kadar dünyadaki krizin 'ekonomik kriz değil finansman krizi' olduğunu söylesin, bal gibi bir ekonomik krizdeyiz.

Krizin neden ve nasıl çıktığını bilmeyen kalmadı ama bir şeyi tekrarlamam gerek: Kriz, varlık fiyatlarının fazlasıyla şişmesi ve sonra da bu balonun patlamasıyla oldu.

Peki şişen varlık fiyatları neydi? Sadece ev fiyatları değildi şişen, şirket fiyatları, yani borsalar da şişmişti. Nitekim krizin önce borsaları vurması, ülkemiz dahil dünyanın her yerinde devasa şirketlerin defter değerlerinin birden bire bir yıl önceye göre komik seviyelere inmesi bu yüzden.
Şu son birkaç ayda, Türkiye dahil dünyada şirketlerin değerleri inanılmaz ölçülerde düştü.
***
Daha krizin belki de ortasına bile varamadık ama her yerde krizin ne zaman biteceği konuşuluyor.

Tamam, bunu tahmin etmeye çalışmakta hiçbir mahsur yok ama benim merakım şu: Ne olduğunda krizin bittiğini söyleyeceğiz?

Genellikle dip noktaya varıldıktan sonra bir düzelme, bir iyimserlik başladığında krizlerin de bittiği söylenmeye başlanır ama bu doğru değil.

Gerçekte kriz, varlık fiyatları kriz öncesindeki değerine dönmeden bitmiş olmayacak. Eski servetler yerine konmadan kimse kendini krizden çıkmış gibi görmeyecek.

Geçen yıl 1 milyon dolara satın alınan bir evin değeri yeniden bu seviyeye (enflasyon düzeltmesini unutmayın) gelmeden, o evin sahibi için kriz bitmez.

Aynı şekilde, şirketlerin değerleri de kriz öncesi seviyelere ulaşmadan o şirketlerin sermayedarları için kriz bitmiş olmayacak.

İş şirket değerlerine gelince çatallanıyor. Mesela Japonya'da 1990 krizi sonrası bankaların defter değerleri aradan 18 yıl geçmesine rağmen kriz öncesine dönmedi. Ve şimdi aynı bankalar yeni bir krizle karşı karşıya.

Acaba Amerikan bankaları eski değerlerine ne zaman geri dönecekler? Ya Türk bankaları? Bankalar için '10 yıldan az olmaz' deniyor. Tabii bu herhangi bir veriye dayanmayan bir tahmin ama karamsarlığın boyutu da bu yani.

Peki ya banka dışı şirketler ne zaman eski değerine dönecek? Bir tahmin yapmaya imkân yok elbette ama bunun zaman alacağı da belli.

18 Aralık 2008 Perşembe

Cep telefonu olanlar fişleniyor

Kaynak: MANSUR ÇELİK, Ankara (www.msn.com.tr)

Türkiye Bilgisayar Mühendisleri ve Programcıları Derneği Başkanı Sönmez, telefon sahibinin adının, soyadının, hatta gittiği yerlerin bile kaydının yapıldığını söyledi

TBMM Telekulak Komisyonuna bilgi veren, Türkiye Bilgisayar Mühendisleri ve Programcıları Derneği Başkanı Yılmaz Sönmez, cep telefonlarının yaydığı sinyal cihazlarından telefon sahibinin adının, soyadının, hatta gittiği yerlerin bile kaydının yapıldığını söyledi. Sönmez, “Yani, artık cep telefonu olan herkes fişleniyor” dedi.
Komisyonun 2 Aralık’ta yaptığı toplantının tutanakları şöyle:
SÖNMEZ: Sinyal bilgilerinin tespiti. Bu da Türkiye’de alenen yapılıyor. Yani, artık, Türkiye’de 70 milyon insanın nereye gittiği...
BAŞKAN HAKKI KÖYLÜ: Yani, bunu kolluk güçlerinin dışında başkaları da mı yapıyor?
SÖNMEZ: Bu kaydediliyor. Herkes fişleniyor mu desek özellikle. Yani herkes, cep telefonu olan kişi, adı, soyadıyla birlikte login kaydı olarak fişleniyor.
SÖNMEZ: 60-70 bin dolarlık bir takım frekans tespit cihazları var. Uyducular çok kullanıyor. Her eve çanak kuruyorlar mesela. Havadaki frekansı yakaladığınızda indiriyorsunuz laptopunuza. Atıyorum 555 741’li bir numarayı seçiyorsunuz havada, o yayındaysa indiriyorsunuz ve bilgisayarınıza kaydediyorsunuz.
Bu pasif dinleme gibi gözüküyor ama, havadaki sanal bir frekansı tespit etmek. Bunu genelde büyükelçilikler yapıyor gibi görüyorum, düşünüyorum. Çünkü, bazen bakıyorum antenlerine, bu GSM anteni diyorum, ne yapıyor bu anten burada diye.
Sönmez’in “Şimdi, bu komisyondaki Önder Sav’ın cep telefonuna yüklendiği söylenen yazılım nereden gelmiş? Gene GSM şirketi vasıtasıyla cep telefonuna yüklenmiş olarak gözüküyor. Şimdi, bunu kim yükledi, bunun suç ortağı kim? Bir GSM şirketi örneğine bakarsanız” diye konuşmasına AKP’liler tepki gösterdi.
AKP Samsun Milletvekili Suat Kılıç, mahkemenin dinlenme olmadığına dair kararı bulunduğunu belirtince Sönmez, “Yanlış anlaşılmışsam özür dilerim” dedi.

Mertlik öldü
Sönmez, cep telefonlarına sahibinin haberi olmadan gönderilecek bir mesajla da dinleme yapılacağını söyledi. Sönmez, “Şu an odanın içinde ne kadar cep telefonu varsa, bütün sinyaller bize en yakın baz istasyonuna kayıtlanıyor. Yani, artık cep telefonu olan herkes fişleniyor” dedi.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Pakistanlı bir Bilim Adamının Yazısı

Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi var, Kuzey ve Güney Amerika'da yedi milyon, Asya'da beş milyon, Avrupa'da iki milyon ve Afrika'da 100,000 kişi. Tek bir Yahudi'ye 100 tane Müslüman düşmektedir. Buna rağmen Yahudiler tüm Müslümanların toplamından yüz kez daha güçlüdürler. Nedenini hiç merak ettiniz mi?

Tüm zamanların en etkin bilim adamı ve Time dergisi tarafından 'Yüzyıl'ın Adamı' seçilen Albert Einstein bir Yahudi'ydi. Psikanalizin babası Sigmund Freud bir Yahudi'ydi. Karl Marx, Paul Samuelson ve Milton Friedman da öyle. İşte size ürettikleriyle tüm insanlığa zenginlik katmış olan Yahudilerden bazıları:

Ø Benjamin Rubin insanlığa aşı iğnesini verdi.

Ø Jonas Salk ilk çocuk felci aşısını geliştirdi.

Ø Albert Sabin çocuk felci aşısını daha da geliştirdi.

Ø Gertrude Elion lösemiye karşı ilacı verdi.

Ø Baruch Blumberg Hepatit B aşısını geliştirdi.

Ø Paul Ehrlich frengiye karşı bir tedavi buldu.

Ø Elie Metchnikoff bulaşıcı hastalıklarla ilgili çalışmalarıyla Nobel ödülü kazandı.

Ø Bernard Katz nöromüsküler iletişim (kas-sinir sistemi arası iletişim) alanında Nobel ödülü kazandı.

Ø Andrew Schally endokrinoloji (metabolik sistem rahatsızlıkları, diabet, hipertiroid) Aaaron Beck Cognitive Terapi (akli bozuklukları depresyon ve fobi tedavilerinde kullanılan psikoterapi yöntemi) geliştirdi.

Ø Gregory Pincus ilk doğum kontrol hapını geliştirdi.

Ø Gerald Wald insan gözü hakkındaki bilgilerimizi geliştirerek Nobel ödülü kazandı.

Ø Stanley Cohen embriyoloji (embriyon ve gelişimi çalışmaları) dalında Nobel aldı.

Ø Willem Kolff böbrek diyaliz makinesini yarattı.

Müslümanlar da dahil tüm hastalar Yahudilerin; bu buluşlarından yararlanıyor, sağlığına kavuşuyor.

Peter Schultz optik lif kabloyu, Charles Adler trafik ışıklarını, Benno Strauss paslanmaz çeliği, Isador Kisse sesli filmleri,Emile Berliner telefon mikrofonunu ve Charles Ginsburg videotape kayıt makinesini geliştirdi. Stanley Mezor ilk mikro-işlem çipini icat etti. Leo Szilard ilk nükleer zincirleme reaktörünü geliştirdi. Son 105 yılda 14 milyon Yahudi bilim dalında 100 ün üzerinde Nobel ödülü kazanırken, 1.4 milyar Müslüman yalnızca üç Nobel kazandı. Neden Yahudiler bu kadar güçlü ?

Yahudi inancına bağlı ünlü yatırımcılar; Ralph Lauren (Polo), Levi Strauss (Levi's Jeans), Howard Schultz (Starbuck's), SergeiBrin (Google), Michael Dell (Dell Bilgisayar), Larry Ellison (Oracle), Donna Karan (DKNY), Irv Robbins ( Baskins & Robbins ) ve Bill Rosenberg (Dunkin Dougnuts ).

Yale Üniversitesi'nin Başkanı Richard Levin bir Yahudidir.

Harrison Ford, George Burns, Tony Curtis, Charles Bronson, Sandra Bullock, Billy Crystal, Woody Allen, Paul Newman, Peter Sellers, Dustin Hoffman, Michael Douglas, Goldie Hawn, Cary Grant, William Shatner, Jerry Lewis ve Peter Falk'ın da Yahudi olduklarını biliyor muydunuz ?

Yönetmenler ve yapımcılar arasındaki Yahudiler: Steven Spielberg, Mel Brooks, Oliver Stone, Aaaron Spelling (Beverly Hills 90210), Neil Simon (The Odd Couple), Andrew Vaina (Rambo 1 /2 / 3), Michael Mann (Starzky and Hutch), Milos Forman (One FlewOver The Cuckoo's Nest, Amadeus), Douglas Fairbanks (TheThief of Baghdat), Ivan Reitman (Ghostbusters), Kohen Kardeşler,William Wyler. William James Sidis, 250-300 lük I.Q. derecesiyle dünyanın gördüğü en parlak insandır. Bilin bakalım hangi dine mensuptur?

Soru: Neden Yahudiler bu kadar güçlüdür? Cevap: Eğitim (Sorgulayıcı, Araştırıcı, Yaratıcı)

Soru: Neden Müslümanlar bu kadar güçsüzdür? Cevap: Yanlış Eğitim veya Sıfır Eğitim (Din Eksenli, Sorgusuz, Araştırmasız, Ezberci)

Gezegenimizde yaklaşık 1.476.233.470 Müslüman yaşamaktadır. Asya'da 1 milyar, 400 milyon Afrika'da, 44 milyon Avrupa'da, ve 6milyon Amerika kıtasında. Toplam dünya nüfusu içinde her beş kişiden biri Müslümandır. Her bir Hindu'ya iki Müslüman düşmektedir, her bir Budist'e karşılık iki Müslüman vardır ve her bir Yahudi'ye karşılık 100 adet Müslüman bulunmaktadır.

Müslümanların bu kadar kalabalığa rağmen neden güçsüz olduklarını hiç merak ettiniz mi? Nedeni şudur; İslam Konferansı Örgütü'nün (OIC) 57 üyesi vardır ve ülkelerin tümünde 500 adet üniversite bulunmaktadır. Üniversite başına 3 milyon Müslüman düşmektedir. Sadece ABD'de 5.758 üniversite vardır. 2004 yılında Shanghai Jiao Tong Üniversitesi' Dünya Üniversitelerinin Akademik Değer Listesi' hazırlamış ve ilginçtir ki Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin hiç birinden ilk 500 e giren üniversite yoktur. UNDP tarafından toplanan verilere göre Hıristiyan dünyasında okuma-yazma bilenlerin oranı neredeyse % 90 ve bunlardan 15 Hıristiyan çoğunluğa sahip ülkede okuma-yazma oranı % 100 dür. Müslüman dünyasında buna çok zıt bir durum olarak bir ülkenin okuma-yazma oranı yaklaşık % 40 olup, % 100 okur-yazar oranına sahip bir Müslüman ülke yoktur.

Hıristiyan dünyasındaki 'okur-yazar' ın% 98'i ilkokulu bitirmişken, Müslüman dünyasında bu oran % 50dir. Hıristiyan dünyadaki okur-yazarların % 40'ı üniversite mezunudur ve bu oran Müslüman dünyasında %2'yi geçememektedir.

Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki toplam bilim adamı sayısı 230 olup her bilim adamına düşen Müslüman sayısı 1 milyon kişidir. ABD her 1 milyon Amerikalıya karşılık yaklaşık 4000 bilim adamına, Japonya 5000 bilim adamına sahiptir. Tüm Arap dünyasındaki tam-zamanlı çalışan araştırmacı sayısı 35.000 kişidir ve her bir milyon Arap nüfusa 50 teknisyen düşmektedir. (Bu sayı Hıristiyan dünyasında bir milyon kişiye 1000 teknisyendir.) Ek olarak İslam dünyası gayrı safi milli hasılasının yalnızca % 0.2 sini araştırma-geliştirme bütçesi olarak ayırmaktayken Hıristiyan dünyası % 5 oranında araştırma-geliştirme fonu ayırmaktadır.

Sonuç:İslam dünyası bilgi üretebilecek kapasiteden yoksundur.

1000 kişiye düşen günlük gazete sayısı ve bir milyon kişiye düşen kitap çeşidi bilginin toplum içine yayılıp yayılmadığının iki önemli göstergesidir. Pakistan'da 1000 kişiye 23 günlük gazete düşerken bu sayı Singapur'da 360 dır. İngiltere'de her 1000 stand için 2000 çeşit kitap bulunurken, Mısır'da kitap eşidi 20 dir.

Sonuç: İslam dünyası bilgi yayılmasını gerçekleştirmekte başarısızdır.

Bilgi uygulamasının önemli göstergelerinden biri ileri teknoloji ihracatının toplam ihracat içindeki oranıdır. Pakistan'ın ileri teknoloji ihracatının toplam ihracatın içindeki oran % 1, Suudi Arabistanın % 0.3, Kuveyt, Fas, ve Cezayirin aynı şekilde % 0.3tür. Singapur'da bu oran % 58 'dir.

Sonuç: İslam Dünyası bilgi uygulamasını gerçekleştirememektedir.

Neden Müslümanlar güçsüzdür? Çünkü bilgi üretmiyoruz.

Neden Müslümanlar güçsüzdür? Çünkü bilgiyi yayamıyoruz.

Neden Müslümanlar güçsüzdür? Çünkü bilgiyi uygulamıyoruz.

Ve gelecek bilgi-temelli toplumlara aittir.

İlginçtir, OIC üyesi 57 ülkenin gayrı safi milli hasılalarının toplamı 2 trilyon doların altındadır. ABD, tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretmekte, Çin 8 trilyon dolar, Japonya 3.8 trilyon dolar ve Almanya 2.4 trilyon dolarlık üretim yapmaktadır. (Satın alma gücü eşitlenerek hesaplama yapılmıştır.) Petrol zengini Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar hep birlikte 500 milyar dolarlık mal ve hizmet üretmektedirler ve bunların çoğu petroldür. Mal ve hizmet üretimi İspanya'da 1 trilyon doların üzerindedir. Katolik Polonya 489 milyar dolarlık mal ve hizmet üretim gerçekleşmektedir. Budist Tayland 545 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretimi yapmaktadır. İslam Dünyasının gayrı safi milli hasılasının tüm dünya gayrı safi milli hasılası içindeki oranı hızla azalmaktadır.

O halde Müslümanlar neden bu kadar güçsüzdür? Cevap: Eğitim Yoksunluğu. Tam anlamıyla söylersek kaliteli eğitim yoksunluğu. Çok kesin biçimde söylersek akılcı olmayan, din eksenli ve çağdışı eğitim.

Dr.Faruk Saleem

Yazar, İslamabad

2 Aralık 2008 Salı

Atatürk'ün Gerçek Ölüm Nedeni

Hafta sonu Ceyhan Mumcu'yu dinledim.
Konu AB'nin Kemalizm'e bakışıydı.
Konuşmasına Attila İlhan' i anarak başladı.
Onun aydınlanma etkinliklerine editörlük yaptığından söz etti.
'Parola vatan, işareti namus' sözünü yeniden gündeme getirisini anlattı.
Bu söz İzmir'de şehitlik anıtının ortasında Arapça harflerle yazılmış bir sözdü.
Attila İlhan o yazının tozlarını parmaklarıyla silmiş, yeniden gündeme taşımıştı.
Konuşmasının sonunda sorular - yanıtlar bölümüne geçildi.
Ceyhan Mumcu'ya Attila İlhan'ın bir dergide yayınlanan kendisiyle yapılan röportajda 'Atatürk'ün nasıl öldüğü araştırılmalıdır' dediğini anımsattım.
'Bu sözünü onun vasiyeti kabul etmek gerekir. Sizin bu konuda bir bilginiz var mi?' diye sordum. Aldığım yanıtı okurlarımla paylaşmak istiyorum:
Bir deniz tabip albayın bu konuda
yaptığı doktora tezi vardır.
Orada Atatürk'e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır.

Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk'e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı 'kinin' yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü.
Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarindan Doktor Mim Kemal'dir.
Durumu iyice fenalaştıktan sonra
Celâl Bayar'ın ısrarı ile dışarıdan bir doktor getirilir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerinin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur.
İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona' da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı'na götürülmüştü.


Peki, nasıl oldu da sirozdan öldüğü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi?
Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi.
Mason locaları 1935'de kapatılmasına rağmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı.
Efendim, gençlerimize terbiye o lur, onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım' denir ve kabul edilir.
Arkasından Yeşilay icat edilir, tarih kitaplarına da böyle girer.
Ceyhan Mumcu'dan bunları duyduktan sonra ne yapmam gerekir diye düşündüm.
İlk işim bu bilgiyi okurlarımla paylaşmak.
Şimdi bu bilgiler elimizde ve biz çocuklarımızı terbiye edeceğiz diye, yüce önderimiz hakkındaki bu yalanla O'nu halkımızın gözünde küçültmeye devam edecekmiyiz?
Okul kitaplarından Atatürk'ü çıkartmak için elinden geleni yapan AB, bu düzeltmeyi yapmamıza izin verir mi?
Demek ki kendi kitaplarımızı kendimiz yazmak zorundayız.
En çok satılmakta olan 'Şu Çılgın Türkler' kitabi belli ki bir boşluğu dolduruyor.
Demek ki; halkımız şiddetle kendi tarihiyle ilgili doğru bilgilere ulaşma ihtiyacı duyuyor.
Neyse ki Türk ulusu ATATÜRK' ünü hâlâ çok seviyor, hiçbir yalan O' nu gözden düşüremiyor!
Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler. [Mevlana]

Kanserliler, özel hastanelere para vermeyin

Buradan; öncelikle kanser hastalarını uyarıyorum:
Sakın ola ki bundan sonra gittiğiniz özel hastanelerde muayene parası, kan tahlili parası, film parası gibi adlar altında para vermeyin.
Çünkü bu tahliller, filmler, doktor muayenelerinin tümü bedavadır.
Tekrar ediyorum: Bedava tedavi sadece devlet hastaneleri için geçerli değildir. Özel sağlık kuruluşları da artık para alamazlar.
Bizzat yaşadığım bir olayı anlatayım: Bir okurum arayarak dedi ki: 'Eşim meme kanseri tedavisi görüyor. İstanbul'daki ..... isimli hastaneye kontrole götürdük. Çünkü; onkoloğu (kanser doktoru) orada çalışmaya başlamıştı. Burada onkologa muayene oldu ve doktorunun istediği kan tahlillerini bu hastanede yaptırdı: Filmler de orada çakildi. Bu hastane bizden üçte bir oranında dediği 760 YTL para aldı. Halbuki televizyo nlarda yer alan haberlerde kanser tedavisinin artık özel hastanelerde de bedava olduğu duyurulmuştu. Bu durumda bize yardımcı olur musunuz?'

SAĞLIK BAKANLIĞI'NA TEŞEKKÜRLER

Bu şikayeti doğrudan doğruya Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ'a ilettim. Sayın Bakan; hem şaşırdı, hem de üzüldü. Dedi ki: 'Rıza Bey; 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren hiçbir özel hastane, artık kanser tedavisi gören hastalardan para alamaz. Bu konuyu Başbakanımız özellikle takip ediyor ve çok hassas. Sözünü ettiğiniz hasta, faturaları bize yollasın. Ben hemen emir veriyorum. O hastane hakkında soruşturma açtıracağım ve alınan paraları da hasta sahibine geri verdireceğim.'
Gerçekten de iki gün içinde o ünlü hastane; hastadan aldığı parayı iade etmek zorunda kaldı.
Hastaların veya hasta yakınlarının şunu da bilmesi gerekiyor. Bu hastalıkların muayenesi de bedavadır. Yani; hastalar, doktor ücreti de ödemeyecektir. Yukarıda dile getirdiğim şikay ette; onkolog (kanser doktoru) tarafından yapılan muayene; hastane tarafından 'diyabet muayenesi' gibi gösterilerek 350 YTL alınmıştı. Hastane; bu parayı da geri vermek zorunda kaldı. Sanıyorum ki artık İl Sağlık Müdürlükleri hastaneleri daha ciddi biçimde kontrol edeceklerdir. Çünkü özel hastaneler; Bakanlığın aldığı son bedava tedavi kararının kendilerine gelmediğini ileri sürerek hastaları soymaya devam ediyorlar.
Buradan Sağlık Bakanı Akdağ'a hastalar adına teşekkür ediyorum. Çünkü; özel hastaneleri daha sıkı kontrol ettireceği sözünü de vermiştir.

HANGİ HASTALIKLAR BEDAVA TEDAVİ EDİLİYOR

Sadece kanser hastaları değil; vatandaşın altından kalkamayacağı kadar masraflı olan diğer tedaviler de artüık ücretsiz. Ücretsiz tedavi konusunda Sağlık Bakanlığı'ndan bize verilen bilgi şöyle:
'Sayın Zelyut
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa istinaden çıkarılan ve 1 /Ekim/ 2008 tarihinden itibaren yür ürlüğe giren en önemli hükümlerden birisi de genel sağlık sigortalısı hastalardan acil ve ciddi sağlık tehtidinin bulunduğu durumlar için sosyal güvenlik kurumu ile sözleşmeli özel sağlık hizmet sunucuları tarafından ilave ücret talep edilmemesidir. Bu durum acil haller için sosyal güvelik kurumuyla sözleşme yapmamış özel sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Zaten kamu hastanelerince eskiden olduğu gibi herhangi bir ilave ücret alınmamaktadır. 1/Ekim/2008 tarihinden önce özel sağlık hizmet sunucuları diledikleri kadar ilave ücret alabilmekteydiler. Aşağıda yer alan liste ilave ücret alınamayacak ciddi sağlık tehditlerinin bulunduğu durumlardır.
1) Acil servislerde sunulan sağlık hizmetleri ile acil haller nedeniyle sunulan sağlık hizmetleri,
2) Yoğun bakım hizmetleri,
3) Yanık tedavisi hizmetleri,
4) Kanser tedavisi (radyoterapi, kemoterapi, radyo izotop tedavileri),
5) Yenidoğana verilen sağlık hizmetleri,
6) Organ, doku ve hücre nakilleri,
7) Doğu msal anomaliler için yapılan cerrahi işlemlere yönelik sağlık hizmetleri,
8) Diyaliz tedavileri,
9) Kardiyovasküler cerrahi işlemleri

NE YAPACAKSINIZ?

Görüldüğü gibi acil servislerde, yoğun bakımda, yanık tedavisinde; kanser tedavisinde, yenidoğanda verilen doğum hizmetlerinde ve doğum anomalilerindeki cerrahi işlemlerde, organ ve doku nakillerinde, diyalizde ve kardiyovasküler cerrahi uygulamalarında vatandaş artık özel hastanelere fark vermeyecektir.
Eğer sizden bu hastalıkların teşhisi ve tedavisi için para alınmış ise; makbuzunuzla birlikte şikayetçi olacaksınız. Şikayetinizi de bir dilekçe ile Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü'ne yapacaksınız.
Sağlık Bakanlığı diyor ki: 'Sağlık Uygulama Tebliğdeki hükme rağmen ilave ücret alınması durumunda Sosyal Güvenklik Kurumu'nca özel sağlık kuruluşuna sözleşme iptali ve para cezaları uygulanacaktır. Sözleşmeye aykırı durumun tespiti açısından, vatandaşımız kendi adına sosyal güvenlik kurumunca özel sağlık kuruşuşlarına ödenen bedellerin dışında her ne ad altında olursa olsun kendi cebinden bir ödeme yapması durumunda, bu ödeme için faturasını detayları ile talep etmelidir. Ayrıca sözleşmeye aykırı durumların tespiti açısından Sosya Güvenlik Kurumunca gerekli denetimler kuşkusuz sürekli yapılacaktır.'
Okurlarıma tavsiyem şudur: Bu yazıyı lütfen, bu tür hastası olan insanlara iletin ki bazı açıkgöz hastane işleticilerinin haksız kazançları önlenebilsin.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Zaman Gazetesinin Rezaleti


Evet Dostlar.....artık....

Ben hergün vatanımda ihanetlerin yükselişini görmekten,üst düzey insanların göz kırpmadan içine girdiği aymaz utanmaz tavırlarından, yüzümüze baka baka yalanlarından, herkesin enayi yerine konmasından, Ata' mıza bile dil uzatılacak kadar hadsizleşilmesinden, -uzatanlar da adam olsa- yolda belki selam bile vermeyeceğimiz seviyede insanların ülkemizi temsil etmesinden
hicap duyuyorum.

Deniz veya okyanus feneri olsun, hastaneler olsun, adalet sistemimiz olsun, basın olsun, inşaat sektörü olsun, belediyeler olsun,...olsun da hergün bir yenisi olsun ve herşey tek tek bu tarz insanların çıkarına yoldan çıkadursun, sadece hayret ile izliyoruz.

Aşağıdaki gazeteyi sizler gördünüz mü? Ne yapıyoruz biz? Bu ne aymazlıktır, nasıl bir terbiyesizlikltir.? Dur denememesi nasıl izah edilebiliyor? başta Hukuk c.savcıları..., anayasa, siyasi partiler, diğer basın kuruluşları buna nasıl sessiz kalabiliyor? Ülkemde inanabileceğimiz, geleceğimiz çocuklarımıza bırakabileceğimiz, sapasağlam bir değer kalmayacak mı? En sağlam değerimiz, Atamız, şanlı tarihimiz, bayrağımız,Cumhuriyetimiz değil mi? Bizler kimin ardından gideceğiz?

Hani güçlü, güvenilir bir parti yok mu?

Bu ülke bu kadar mı sahipsiz...Bu kadar mı yalnız?
11 kasım 2008 tarihli 124 sayılı Yeni Harman'ın 3. sayfasında "Zaman gazetesi 23.10.2008 Ergenekon davası temsili çizimi" başlığı altında bir test ve çizim var. Zaman gazetesinden alıntı bu haberi hiç bir gazeteci, hukukçu, siyasetçi görmedi mi? sorusunun peşinden gördülerse ne yaptılar? sorusu geliyor,,.Bu iş önce muhalafet diye soyunanların...ve bu günlerde ters çalışan c.savcılarının... galiba...

Bunu aklınıza gelen herkesle paylaşınız.
Bu ülke bu kadar mı sahipsiz...Bu kadar mı yalnız?
Selamlarımla, Yücel KURU

Hüseyin Üzmez'den Teşekkür mektubu

Işık hızıyla tahliyemi sağlayan yargı mensuplarına. ..

Beni 3 avukat savunurken, çocuk için avukat tutmayan SHÇEK yetkililerine. ..

"İntihar etmeyi düşünüyorum" diyen çocuk için "Psikolojisinde bozulma yok" diyen İstanbul Adli Tıp Kurumu'na ve Adalet Bakanı'na...

Çoluk - çocuk sahibi olduğu halde sessiz kalarak benden yana tavır koyan Sağlık Bakanı'na...

Kadının saçının teli görünecek diye ortalığı birbirine katarken benim olayda kıllarını kıpırdatmayan din kardeşlerime. ..

Türban için İnsan Hakları Mahkemesi'ne giderken bu olayı görmezden gelen First Lady'ye...

"Din tüccarı yazar" olduğum için benden desteğini esirgemeyen F - Tipi medya organlarına.. .

Toplumsal sorumluluğu "Ermeni ve Kürt sorunuyla" sınırlı yazar ve aydınlara..

Beni almaya geldiğinde gururlu şekilde sırıtan eşime...

Teşekkürü borç bilirim...

Hüseyin Üzmez

10 Kasım 2008 Pazartesi

T.C. Adalet Bakanligi Duyurusu

T.C. ADALET BAKANLIĞI

BİLGİ İŞLEM DAİRESİ BAŞKANLIĞI
HALKIMIZA UYARI

Son günlerde karşılaşılan, sosyal sağlık tehdidi oluşturan, halka açık yerlerde kötü niyetli şahısların; Hepatit ve türevleri, AIDS; gibi bulaşıcı hastalık dağıtma girişimleri ile ilgili istihbaratlar alınmış ve bunların tüm yazılı, görsel basın ve Internet aracılığıyla en hızlı şekilde halkımıza iletilmesi zorunluluğu doğmuştur.

Bu nedenle;

Enfeksiyonlu iğne uçlarının vücudumuzun herhangi bir yerinde kana karışabilecek enfekte istemine karşı;


- Sinema, tiyatro, konser salonu gibi; kalabalık izleyici kitlesine sahip kapalı alanlarda, bizlere ayrılan koltuklara oturmadan önce, ışıklar henüz yanıyorken, koltuklarımızın üzerini kontrol etmemiz,


- Halka açık Telekom Ankesörlü Telefon'larını kullanırken jetonumuzu geri almamız sırasında jeton iade gözüne elimizi dikkatlice ve kontrol ederek sokmamız,


- Restoran ve benzeri yeme - içme mekânlarında kürdan kullanmamamız, en azından kapalı ambalajda kürdanları tercih etmemiz, önerilmektedir.

Bu uyarı niteliğindeki dosya, tüm İlçe Emniyet Teşkilat'larına ve Internet yoluyla siz ve sizin gibi etkin Internet kullanıcısı halkımıza bir ön bilgi olarak gönderilmiştir.

Bu dosyayı kişisel iletişim dâhilindeki tüm tanıdıklarınıza ve akrabalarınıza iletmenizi, halkımızın sağlığı ve refahı için zorunlu bir durum olarak görmekteyim.

Turan Açıkmeşe
Adalet Bakanlığı Tetkik Hâkimi
T.C. ADALET BAKANLIĞI
06659 KIZILAY / ANKARATEL: 90 (312) 417 77 70

6 Kasım 2008 Perşembe

Mustafa adlı film ile ilgili yorumlar

Sayın Can Dündar,

Ben Bilkent Universitesi Bilgisayar Muhendisliği bölümünde yüksek lisans yapmakta olan bir öğrenciyim.

Atatürk ile ilgili yaptığınız belgeseli üzülerek söylüyorum hiç beğenmedim. Özetle belgeselde rahatsız olduğum konular şunlar:

Öncelikle, Vahdettin'in Atatürk'ü bilinçli olarak vatanı kurtarması için Samsun'a gonderdiği konusundaki iddia halen tartışılan, temelsiz ve açık söyleyeyim Fethullah taraftarları ve Osmanli sevdalılari tarafından sıklıkla dile getirilen bir görüştür. Böyle bir konuya belgeselinizin son derece taraflı yaklaşması kanımca çok üzücüdür. Bilakis Vahdettin, Atatürk için tutuklama ve idam kararı çıkartılmasına ön ayak olmuş biridir.

İkinci olarak, Mustafa Kemal'i Ataturk yapan ve en büyük savaşlardan biri olan Çanakkale savaşına son derece az yer verilirken, Ataturk'un özel hayatına, özellikle Madame Corinne'e yazdığı mektuplara gereksiz derecede fazla yer verilmiştir.

Belgeselinizde Atatürk'ün yüksek idealleri ve amaçları üzerinde yoğunlaşmak yerine, Atatürk'ün aldığı - ve kanımca alınması Cumhuriyetimiz için hayati zorunluluk teşkil eden - kimi kararları Atatürk'ün kişiliğine zarar verecek şekilde kullanmanız kabul edilemez.

Ozellikle Ataturk'un Ankara Meclisinin acılması sırasında takiyye yaptiğini
ima eder şekildeki aciklamalariniz, Ataturk;un Lenin kozunu
oynadiğini dile getirirken ustune vura vura ;musluman ve komunist
yoldaşlarım; şeklindeifadelerin gectiği gazete kupurlerine ozellikle
yer vermeniz, uslup acisindan cok uzucudur ve kullandiginiz ifadeler de
Ataturk'umuzu dinsiz bir komunist gibi gostermektedir. Bu olaylar ile
ilgili gercekler, maksatlar ve yontemler ayirt edilebilir şekilde ve duzgun
bir uslup ile sunulabilirdi ama siz bundan gordugum kadariyla
kacinmissiniz.

Ataturk'un not defterindeki, kendisinin iktidara gelmesi halinde bir
darbe ile ve zorla sistemi baştan aşagıya değiştirecegi konusundaki
ifadelerin pek cok kere vurgulanmiş olmasi, Terakkiperver Cumhuriyet
Fırkasının liderleri ve silah arkadaslarını idama gondermiş olması ya da
onları bastırmış olması, Mussolini'nin ressamina bir portresini
yaptırmıs olmasına ve ressamin yorumlarina ozellikle yer verilmesi ve
Avrupada kimi gazeteler tarafından bir diktator olarak nitelendirilmesine
ozellikle yer verilmis olması bence Ataturk'un kişiliğine hakarettir. Yine
ayni donemdeki gazeteler Ataturk'un dunya tarihinde bin yilda bir gorulen
birdahi oldugunu beyan etmektedir. Ve sizin calismaniz, Ataturk'un
butun dunyanin kabul ettigi bir dahi ve gercek bir lider oldugunu adeta
saklamak ister bicimde secilmis gazete kupurleriyle doludur. Bunlar
Ataturkumuzu sanki bir diktator gibi gostermektedir! Size soruyorum sayin
Dundar siz Şeriatla ve Faşizmle yonetilen bir ulkede Cumhuriyeti getirmeyi
başaran, kadınları sosyal hayata katan, nerdeyse hic okuma yazma bilmeyen
bir halkı 10 sene gibi kısa bir surede okuma yazma bilir hale getiren kac
tane diktator gordunuz? Medeniyet icin gerekli yol ve yordamları
lutfen diktatorlukle karistirmayiniz. Siz Terakkiperver Cumhuriyet
Fırkasının irticai faliyetlerinden bahsettiniz mi? Kubilay olayindan ve
Ataturke gonlunu vermis diger kemalistlerden bahsettiniz mi? Gercekten
bir diktatorluk ve faşizm ornegi gormek istiyorsaniz lutfen bir İran'a
bakin, bir Misir'a bakin, Afganistan'a, Pakistan'a bakin. Ve hatta
hatta ozellikle AKP iktidariyla birlikte son donem Turkiye'sine bakin.

Hele hele Turkiyemizde Ergenekon gibi eşi kara carşaflı ve kendisi
imam hatipli olan ve adı yolsuzluklara bulaşmış bir savcının yonettiği bir
dava varken, Ataturkcu dusunce derneginin uyeleri, profesorler,
emekli komutanlar, Cumhuriyet gazetesi yazarlari, Cumhuriyet
mitinglerini organize edenler, Cumhuriyetle yaşit olan insanlar ve
halkin bilinclenmesi ne gercekten yardım eden insanlar haklarindaki suclama
bile netlik kazanmadan ve onlara bildirilmeden tutuklanirken, ceza
evlerinde olume terkedilirken ve DARBECILIKLE suclanirken, sizin cikip da
Ataturk'e DARBECI demeniz igrenc ve acıklı bir benzetme olsa gerek!

Turkiye'nin her gun PKK teroru yuzunden sehit verdigi gunumuzde, ulke
ic savaşın ve bolunmenin eşiğine gelmişken, o kadar sacmalıkla
doldurdugunuz belges elinizin arasında sanki cok gerek varmiş gibi 'Ataturk
de Kurtlere Ozerklik verilmesi ile ilgili konusmustu' gibi ifadeler
kullaniyor olmaniz yangina benzinle gitmek demek degil de nedir sayin
Dundar? Sizin belgeseliniz vizyona girdigi sırada farkındamısınız ki
mecliste DTPliler guzelim ulkemi 25 parcaya bolebilmek icin uğraşmaktaydı?

Ataturk'un gunde bir şişe raki bitiren, sarhoş ve yalniz bir adam
olarak nitelenmiş olması ve devletin onemli meselelerinin tartisildigi
ve Cumhuriyetin coşkusunun yaşandığı Ataturk'un sofrasinin bayagi ve
sıkıcı olarak gosterilmesi de ayrı bir konu...

Sayin Sureyya Ciliv'in ve Turkcell'in sponsorlugunuzu yapmaktan
vazgecmiş olması na şaşmamak gerek. Zaten bu karar bile nasil bir manzara
ile karşilaşacagimizi işin en başindan haber vermişti. Zaten size olsa
olsa 'Bizim Universitemizde Ataturku bile eleştirebilirsiniz' diyen
vakıfuniversiteleri sponsor olabilirdi ve oldu.

Sonuc olarak ben bu belgeseli izledikten sonra sizi gercekten
cok ayipladim. Siz benim eskiden tanidiğim Can Dundar olmaktan cıkmışsınız.
Bu yapim kanimca sadece iki maksatla yapilmiş olabilir diye dusunuyorum.
Ya siz Cumhuriyet'in ve Kemalizm'in ilkelerine ters
dusup fethullahcilar in, yobazların ve boluculerin ekmegine yag surer bir
halegeldiniz ya da entellektuel anlamda Turkiye'de vatan sevdasini,
Ataturk sevdasini yitirmis kimi sanatcilar ve yazarlar gibi doğru bilinen
ve kabul edilen degerlere radikal ve uygunsuz bir şekilde ters duşuyor
olmanin sanat olduğunu dusunmeye başladiniz. Şahsen ben Turkiyenin ikinci
bir Orhan Pamuk'a ihtiyacı olduğunu duşunmuyorum.

Şayet size Ataturk'umuze diktator diyen O Avrupadan ya da O
Amerikadan birkac ay icinde 'Mustafa' dan oturu oduller yağmaya başlarsa
lutfen budediklerimi hatirlayiniz ve ozellikle Şevket Sureyya Aydemir'in
'Tek Adam''ini Ataturk';un 'Nutuk''unu tekrar ve bu sefer
anlayarak okuyunuz ve Mustafa;ya Ataturk demeyi ogreniniz!

Vakit ayirdiginiz icin tesekkur ederim,

Ateş Akaydın

24 Eylül 2008 Çarşamba

2008'in sözü

'Küçük bireysel hırsızlar ile büyük ve organize hırsızlar arasındaki farkı görüyorsunuz değil mi?
Küçük hırsızlar soygunu el feneriyle yapıyor, büyük hırsızlar ise kocaman deniz feneriyle... '

- Yahya Karayel

4 Eylül 2008 Perşembe

"Siz millet değilsiniz ki"

İstanbul'da bir iş yemeği?
Yemeğe Amerikalı bir işadamı da davetli.

Soruyorlar Amerikalı işadamına,
"Irak'ta ne işiniz var sizin" diye.
Hiç düşünmeden yanıtlıyor: "Biz, ulusal çıkarlarımız gereği oradayız."

Verilen karşılık, ister istemez bir başka soruyu getiriyor peşinden:
"İyi de, biz Türkler'e diyorsunuz ki, ulus devletin zamanı geçti,vazgeçin bu sevdadan.
Ama kendi ulusal çıkarlarınız söz konusu olunca, onları koruyup kollamayı çok iyi biliyorsunuz.
Bu bir çelişki sayılmaz mı?"

Amerikalı işadamı hiç çekinmeden "Siz millet değilsiniz ki" deyiveriyor.

Karşısındakilerin kaşlarının çatıldığını görünce de ekliyor:
"Bankalarını yabancılara satan bir toplum, milletten sayılmaz!"

Amerikalı haklı değil mi? Bu ülkenin Maliye Bakanı açık açık "Ülkenin işgal altında olduğunu söylüyorlar, gelsinler işgal etsinler" diyorsa ve ufak bir azınlık dışında insanlar hala türbanla uğraşıyorsa adam haklı?

[Cumhuriyet, 3.11.2007].

Cumhuriyet yazarı Işık Kansu, olayı
Prof. Dr. Sina Akşin'den dinlemiş

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Türkçemize sahip çıkalım

Her geçen gün daha da uzaklaşmakta olduğumuz dilimize ve kültürümüze sahip çıkmak amacıyla, ben bugünden itibaren kendi adıma aşağıdaki eylem planımı uygulayacağım. Eğer yarın çocuklarınız ve torunlarınızla iletişim kuramayacağınız endişesini yaşıyorsanız siz de düşünün.

· İsmi Türkçe olmayan hiçbir mağaza ve lokantadan alışveriş yapmamaya özen göstereceğim. İsmi yabancı olan mağaza ve dükkan sahiplerinin yüzlerine de, kendi dükkanlarından bu nedenle alışveriş yapmadığımı ve yapmayacağımı söyleyeceğim. Hatta adı BEST döner olan dönerciden ekmek arası döner bile almayacağım.

· Adı ve kısaltması ne olursa olsun, adını Türkçe olarak telaffuz etmeyen radyo ve televizyon kanallarını dinlemeyeceğim.

a) Devletin resmi radyosu TRT FM'i TE RE TE EF EM (Devletim adına utanıyorum.)
b) NTV televizyonunu EN Tİ Vİ
c) CNN televizyonunu Sİ EN EN
d) SHOW teevizyonunu ŞOV Tİ Vİ
e) BEST FM radyosunu BEST EF EM olarak teleffuz ettiği için dinlemeyeceğim ve izlemeyeceğim.

· Üzerinde yabancı dilde yazılmış ifadeler bulunan tişört şapka gömlerk vs almayacağım ve giymeyeceğim.70 milyon Türk halkının içersinde bir DAMLA kadar küçük olsam da ben bu kararımı uygulayacağım.

**************************************************************************
Türkçe Yasası'na destek için toplanacak E-imzalar, meclise takdim edilecek.

Devamı için tıklayın!

--
http://www.vatanbir.org/eimza/1/turkce-yasasi


****************************************************************************

Hem Müslüman ve hem de laik bir ülkede yaşıyor olmanın kıymeti

Hem Müslüman ve hem de – Atatürk'ün sayesinde - laik bir ülkede yaşıyor olmanın kıymetini biliyor musunuz? Bilmiyorsanız bilin, çünkü bazı şeylerin kıymeti onu yitirmeden bilinmez.

BANGLADEŞ
Bangaldeş'li erkekler, kocalarına, sevgililerine veya herhangi bir erkeğe 'hayır' diyen kadınların yüzüne kezzap atıyorlar. Bu ülkede kezzap kadınlara karşı kullanılan en yaygın 'silah' haline gelmiş durumda. Polisin bildirdiğine göre sadece geçen yıl 180 kadın sülfirik ve hidroklorik asitle saldırıya uğramış. Kadınların yüzüne kezzap atılmasının en büyük iki sebebi tacize izin vermemeleri ve iyi bir çeyiz getirmemeleri!

SUDAN:
Sudan'da dini sebeplerden ötürü kadın sünneti çok yaygın. %82 Sudan kadınına sünnet uygulanıyor. 5 yaşındaki kız çocuklarını uyuşturmadan sünnet ediyorlar. Ülkedeki 114 milyon kadına sünnet uygulanmış. Anestezi yapılmamasının yanı sıra, hijyenik koşullara uyulmadan yapılan sünnet sonrasında travma, kanama, hemeroid, stres, acı, ölümcül olabilen şok ve enfeksiyonlar, cinsel konularda isteksizlik, güçlük çekme, doğumda güçlük ve psikolojik travmalar yaşanıyor.

ÜRDÜN:
Her yıl ortalama 25 kadın veya gençkız babaları veya ağabeyleri tarafından, erkek arkadaşlarıyla ilişki kurdukları şüphesiyle öldürülüyor. Herhangi bir dedikodu, bir erkekle telefon konuşması yapması bile kızların öldürülmesi için yeterli sebep. Ürdün'de de tıpkı Türkiye'de olduğu gibi 'namus cinayetleri' çok yaygın, İnsan Hakları Gözlem Raporu, 2001 yılında enaz 19 kadının namus cinayeti adı altında öldürüldüğü belirtiyor. Ayrıca, bu cinayetlerde ceza indirimi var!.

KÜVEYT:
Kuveyt'te kadınlar insan yerine bile konulmuyorlardı. Kadınların seçme ve seçilme hakları 2007 yılına kadar yoktu.

İRAN: Humeyni ile birlikte laik yönetim yerle bir edildi, başını örtmeyi redden kadınlar yakalanıyor, akılalmaz işkenceler yapılıyordu, başlarında 'ben fahişeyim' yazılarıyla dolaşmak zorunda bırakılıyorlardı. Sokaklarda kadınların tesettüre uygun giyinip giyinmediklerini kontrol eden özel polisler dolaşıyordu, zina yapan kadınlar taşlanarak öldürülüyorlar. Bisiklete bindiği, kot pantolon giydiği için saldırıya uğrayan kadınlar var. Tırnakları ojeli kadınların elleri içi böcek dolu poşetlere sokuluyor, Azer Nefisi, başı açık ders verdiği için üniversiteden kovuldu, sonunda İran'ı terketmek zorunda kaldı. Şeriat kurallarına göre yönetilen İran'da kadınlara mirastan erkek kardeşlerine nispeten daha az pay düşüyor. Kocaları birden fazla kadınla evlenebiliyorlar ve boşanırlarsa otomatik olarak çocukların velayeti de kocalara veriliyor. Laik rejimde 18 olan evlenme yaşı, Humeyni rejiminin gelmesiyle 9'a indirilmiş. Muhammet Hatemi sayesinde evlenme yaşı 13'e çıkartılmış! Kadınların hakim olması yasak. Bu yüzden Nobel Barış ödülü sahibi İran'lı hakim Şirin Ebadi'nin yargıçlık mesleğine son verilmiş.

MISIR:
Bir kadın kocası tarafından dayak yer ve polise giderse, polis hiçbir şey yapmıyor. Kızların büyük çoğunluğu 8 – 9 yaşında okuldan alınıyorlar.

KAŞMİR:
Hindistan'ın Keşmir eyaletinde, burka giymeyen, peçe takmayan kadınlar cezalandırılıyor, yüzlerine kezzap atılıyor.

HİNDİSTAN:
(Yarısı Müslüman, yarısı Hindu dine sahip)Büyük çoğunluğu okur-yazar olmayan kadınlar, çocuk yaşta genelevlere satılıyor. Çocuk yaşta fahişelerin ençok olduğu ülkelerden biri Hindistan. Çocuk fahişeler karşı gelirse aç, susuz bırakılıyor. Fahişe kadınlar hayvanat bahçelerindeki kafeslere benzer kafeslerde teşhir ediliyorlar. Hayat süreleri çok kısa, hastalık, yetersiz beslenmeden ötürü erken yaşta ölüyorlar.

AFGANİSTAN: Savaş yüzünden 40.000'in üzerinde dul kadının bulunduğu Afganistan'da kadınların çalışması yasak olduğundan bu kadınlar dilenmek veya fahişelik yapmak zorunda kalıyorlar. Kadınların çarşaf - peçeye benzeyen 'burka' giymesi gerekirken, topuklu ayakkabı giymeleri bile 'erkekleri tahrik ettiği' gerekçesiyle yasaklanmıştı.

Afganistan'daki kadınların hapisten beter hayatlarıyla ilgili New York Times gazetesinde Amy Waldman'ın bir makalesinden alıntılar:


Burkanın Altında

Süheyla Helal, 120 kişilik kız öğrencisi için okul açmış. Normalde bir kadın olduğu için çalışmaması, kızların da okumaması gerekiyor. Dersten sonra dikkat çekmemek için küçük gruplar halinde dağılıyorlar. Süheyla Helal'in kocası ölmüş ve üç çocuğuyla yalnız başına kalmış, başlarda intihar etmeyi düşünmüş, yanında bir erkek akrabası olmadan sokağa çıkamıyormuş, manavdan sebze meyva almaya kalkışmak din polisi tarafından sopalanmayı gerektiren bir suç. Şimdi İsmail Han'ın yönetimindeki bölgelerde bu baskı sona ermiş, İsmail Han, kadınların yeniden okula ve çalışma hayatına dönebileceklerini söylemiş. Komşusu Rana Enterazi kadın olduğu için doktorluk yaptığı hastaneden kovulmuş. Yaraların iyileşmesi zaman alacak ama geleceğe yine de güvenle bakıyorlar. Bir sığır sürüsü gibi değil de, bir insan gibi muamele edilecekleri günleri umut ediyorlar. Herat sokakları hala burkalı kadınlarla dolu. Vaktiyle kadın olduklarını belli etmeleri, seslerinin duyulması bile kırbaçlanmalarını gerektiriyormuş. Eczacı olan Zeyti isimli kadın Pakistan'a gidip ilaç aldığı için bir ara tutuklanırken, 13 yaşındaki kızını da polis yüzünü örtmediği için dövmekle tehdit etmiş. Tüm bunlara karşın asla pes etmeyi düşünmüyor, mücadeleye devam etmeye kararlı. Kadınların çoğu en azından yüzlerini açıkta bırakacak şekilde giyinmeyi istiyor ama Taliban'ın geri döneceğini düşünerek korkuyorlar. Bir başka kadın ise 'başa kim gelirse gelsin fark etmiyor, açız' diyor. (Makalenin tamamını 19 Kasım 2001 tarihli New York Times'da okuyabilirsiniz)

IRAK: Kadınlar ya İslami kurallara uygun giyinecek ya da ölecek!Polis kayıtlarına göre Basra'da geçen yıl, kimi boğularak, kiminin kafası kesilerek öldürülen kadın sayısı 133. Bu kadınların 79'u uygun giyinmedikleri için, 47'si ise 'namus' yüzünden öldürülmüş. Basra polis şefi Abdul Halil Kalaf, 'cinayetler için pekçok kılıf, sebep uyduruyorlar, kiminin kolları, bacakları kesiliyor. Bir yıl önce Basra'ya geldiğimde bir kadın iki çocuğunun gözü önünde öldürüldü, kadının akan kanlarını gören çocuklar ağlıyorlardı, başka bir kadın 6 ve 11 yaşlarındaki oğullarının gözünün önünde öldürüldü, bir tanesi ise hamileydi, öldürülen kadınlara işkence de yapılıyor' diyor. Irak'ta duvarlara kırmızı yazılarla 'örtünün ve makyaj yapmayın yoksa Allah şahidimizdir ki, sizi öldürürüz, bu size bir uyarıdır' yazıları yazıyormuş. Eylül ayında İngiliz birliklerinin bölgeyi terketmesinden sonra kadınlara karşı işlenen cinayetlerin sayısı artmış. Yapanları yakalamak da çok zormuş. Bazen sadece bir kadının başörtüsünün rengi bile 'dikkat çektiği' için cinayet sebebi sayılabiliyor. Gri, siyah, kahverengi gibi dikkat çekmeyen renklerde başörtüsü kullanmak gerekiyormuş. Sawsan adındaki kadın 'Saddam'dan sonra özgürlük ve demokrasi gelecek, kadınlara hakları verilecek sanıyorduk, bize söz verdikleri hiçbir şey gerçekleşmedi, sadece korku ve şiddet var. ' derken. Safana ismindeki sanatçı ve üniversite profesörü kadın 'Kimden korkacağımızı bilmiyoruz, bir arkadaşınız veya öğrenciniz olabilir, güvenliğimiz yok, kimden korkacağımı bilemiyorum' diyor.


Kaynaklar: Dünya İnsan Hakları Gözlem raporları; Amy Waldman New York Times(19 Kasım 2001); Xin Li, Washington Post (8 Mart 2008); CNN.com; CNN. com; Arwa Damon, 8. Şubat 2008)

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Şimdi de: Ortak Akıl Hareketi karşınızda

Kim bunlar ?

ORTAK Akıl Hareketi diye ortaya çıkan bir “platform” var. Bir yandan yeni bir anayasa istiyorlar öte yandan “darbeye hayır” toplantıları düzenliyorlar. İslamcı AKP iktidarı ile akrabalık ve ahbaplık bağı olan medya tarafından da “demokrasi havarisi” olarak niteleniyorlar. Kim bunlar diye baktığınızda dernek, vakıf, birlik adı altından Naşkibendisini, Nurcusunu, Fethullahçısını bilumum tarikatları, cemaatleri ve yeşil sermayeyi bir arada görüyorsunuz. İşte bir kısmı:

Darüsselam Vakfı. Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı. Furkan Eğitim Hizmet Derneği. Memur-Sen. Suffa Vakfı. Hak-İş. Ribat Eğitim Vakfı. Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği. İmam Hatip Eğitimine Destek Derneği. Vatan İçin Can Verenler Federasyonu. İnsani Yardım Vakfı. İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği. Mazlum-Der Genel Merkezi. Eğitim-Bir-Sen Genel Merkezi. Ensar Vakfı. Dünya Ehli Beyt Vakfı. İlim Yayma Cemiyeti. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı. Hekimler Birliği Vakfı. Anadolu Aslanları İşadamları Derneği. Hukukçular Derneği. Sağlık-Sen. Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı. İnsan ve Medeniyet Hareketi. Divan Araştırma ve Eğitim Derneği. Birlik Vakfı. Genç İşadamları Vakfı. Hayat ve Soysal Yardımlaşma Vakfı. Büyük Selçuklu Vakfı. Ecza-Bir Derneği. Demokrat Hanımlar Derneği. İnsan Hakları ve Özgürlükleri Derneği. Demokrat Hukukçular Derneği. Diyanet-Sen. Tüketiciler Birliği. Öğretmen-Sen. İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği. Filistin Dayanışma Derneği. Gençleri Evlendirme ve Mehir Vakfı. Sağlık Elemanları Vakfı. Türkiye İmam Hatipliler Vakfı. Tüm İlahiyat Fakülteleri Yüksek İslam Mezunları Derneği. Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği. İlim Yayma Vakfı. Hayrat Vakfı. Hamidiye Vakfı. İsra Uluslararası Dayanışma ve Yardım Derneği. İslami İlimler Araştırma Vakfı. Hayır Kapısı Muhtaçlara Yardım Derneği. Hayra Hizmet Vakfı. Güzide İlim ve Kültür Vakfı. İmam Hatip Liseleri Aile Birlikleri. İnsani Yaşam Derneği. İrşad Dayanışma Vakfı.
Saadet Vakfı. Gülistan Çevre Vakfı. Gaye Vakfı. İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği. Yeşilay Derneği. Şefkat Vakfı. Betül Hanımlar Derneği. Büyük Anadolu Vakfı. Din Görevlileri Vakfı. Ahlak, Kültür ve Çevre Derneği. Seyyid Burhanettin İlim Vakfı.

Kaynak: Cumhuriyet 23.07.2008 / DENIZ SOM

29 Temmuz 2008 Salı

Türkiye Savaşta, evet, sıcak savaşta

Orhan PAK
www.turkhaberler.net/yazar/yazar3.htm

Türkiye savaşta, öyle psikolojik medyalojik filan değil, resmen savaşta... Savaş ABD' nin Irak'ı işgali ile başladı ve halen tüm hızıyla devam ediyor...

Türk - ABD (ve müttefikleri Yahudiler ve Kürtler) savaşı, Irak Kürt devletinin kaderi belli oluncaya kadar devam edecek... Ya ABD, Kürt devletini kurdurup Türkiye' yi mağlup edecek... Ya da konjonktürel gelişmeler sonucunda Kürt devleti devreden çıkacak, ve ABD çekilecek... Ve böylece Türk - ABD savaşı bitecek...

Savaşan taraflar Türkler ve Amerikalılar... Sıcak savaşta tetiği çekenler: Türkler (kendi çıkarlarını korumak için savaşıyorlar)... Karşı tarafta Amerikalılar hesabına tetiği çeken Kürt peşmergeler ve istihbari-medyatik-siyasi savaşı yapan yahudiler var...

Savaşın hedefi, Musul- Kerkük yani kuzey Irak petrolleri veya nam-ı diğer paket ismi, Kürt devleti...

Savaşın nihai amacı, Amerika için, Kürt devleti paketi altında, Ortadoğu' da İsrail' e enerji, petrol ve petro dolarlar eklemi yaparak, İsrail'i güçlendirmek, etkinlik ve toprak alanını genişletmek... Kuzey Irak petrol paralarının İsrail'e yönlendirilmesi sonucu, hem Suudi Arabistan gibi zengin bir ülke yaratmak, hem de her yıl ABD' den İsrail' e yollanan nakit hibe 30-50 milyar dolar paradan kurtulmak... Ayrıca kendi finansmanını kendi sağlayan (Irak petrollerini satarak) zengin bir müttefik, her zaman Amerikanın arayıp da bulamadığı şeydir (genellikle ABD müttefikleri hep ondan para talep ederler)...

Türkiye ise, zaten Kuzey Irak petrollerini Amerika' nın kendisine yedirmeyeceğini bildiği için, kötünün iyisi alternatifi olarak, Irak devletinin bütünlüğü peşinde koşmakta ve savaşın nihai hedefini böyle değerlendirmektedir (hiç olmazsa ileride zengin bir Arap komşuya mal satarım çabasındadır)...

Kürtler ise her zamanki gibi hayal peşinde, Kürt devleti diye birşey kurulup onlara bırakılacağını umut etmektedirler... Ama o kuzey Irak petrollerinin parasını Amerika Kürtlere de katiyen yedirmez... Kürtler yıllar önce İran' la birlik olup Irak devletine karşı çıkmış, sonra Irak ile birlik olup İran' a karşı çıkmış, sonra Rusya ile beraber olup Amerikaya karşı çıkmış ve de en son Amerika ile birlik olup vatanını (Irak' ı ) Amerika' ya satmıştır... Şimdi ise tüm Kürtler yahudi asıllı olduklarını söyleyip İsrail ve Amerikayı kandırma peşindedirler (Kürt devleti kurulup kuzey Irak petrol paraları üstüne oturana kadar !!!)... Ama inanın ne ABD ne İsrail bunu yemez, dün dostunu vatanını satanların, yarın kendilerini satacağını cin gibi bilirler... Zavallı Kürtler ne kadar dansözlük yaparlarsa yapsınlar, kimse o petrolleri onlara yedirmeyecektir... Ama Kürtler yine de, kafada haham takkesi sırtta haham cüppesi, belki bize de birşeyler kalır hevesiyle, Türkiye' ye kurşun sıkıp, Amerikalıların kendilerine helikopterlerle gönderdiği dolarları Ankara' da dağıttırıp Türkiye' yi karıştırma çabasındadırlar ...

Burada ara verip, Türk - ABD savaşına yani kuzey Irak petrol savaşına kafası basmayanlar için hemen bir açıklama yapmak durumundayız... Bu olay, iki eski okul arkadaşının, yağlı bir ihalede birbirlerine rakip olmalarına benzer... Yine birbirleri ile yemeğe giderler, gezmeye giderler, ama ihale çerçevesinde birbirlerinin gözünü oyarlar... Türk ABD ilişkileri görünürde mükemmeldir, dostçadır, halklar karşılıklı ziyaret edip birbirlerini severler... Ama araya petrol ve para girdi mi işin rengi değişir... Bir tarafta yukarıdakiler öpüşüp koklaşırken, alt tarafta görevliler birbirlerine kurşun sıkarlar, çuval geçirirler...

Artık 21. yüzyıl savaşları, sofrada karşılıklı gülerken, arkadan gizlice oturduğun iskemlenin ayağını kesmek şeklinde yapılmaktadır... Mesela Fransa - ABD karşılıklı fransız öpücüğü verecek kadar müttefiktir ama, dünyanın her yerinde birbirlerinin menfaatlerine çomak sokarlar... Mesela Suudi Arabistan koyu bir müslüman olarak şeklen Filistin dostu, İsrail düşmanı gözükür ama en yakın kankaları ABD ve İsrail' dir (aşırı dinci örgüt el -kaide başkanı Bin-ladin Suudi kraliyet ailesine mensuptur ama tüm dünya müslümanlarına savaş açan Amerika, Suudi ismini bir kere bile zikretmez, onları suçlamaz, aşırı müslüman derneklerine pompaladıkları paralar için uyarmaz)...


Neyse biz yine gelelim Türk -ABD sıcak savaşına... Savaşan taraflar ve müttefikleri şöyledir:

Türkiye cephesinde savaşan taraf sadece Türk Silahlı Kuvvetleridir... TSK, hem güneydoğuda sıcak savaş yapmakta, hem de Ankara ' da aktif olarak Türkiye Cumhuriyeti' nin bekaa' sını koruma savaşı yapmaktadır...

Türk Dışişleri, bakanlıkları ve yüksek yöneticilerimiz maalesef bu savaşta yer almamakta, maddi ve manevi ilişkilerine zarar gelmemesi için tarafsız kalma pozisyonuna yatmaktadırlar... Türkiye Cumhuriyeti' nin menfaatlerini korumakla yükümlü en yüksek sorumluların bir kısmı ise, maalesef Kürt akrabalığı ve dostluğu çerçevesinde, olayın klasik bir kuzey Irak kasaba yönetimi çekişmesi gibi algılanmasına özen göstermektedirler... Bazıları ise, şu veya bu nedenden dolayı, Amerika ile ters duruma düşmekten aşırı korkmakta, neredeyse sanki Türkiye Cumhuriyeti' nce seçilmiş değil de, Amerikan başkanı tarafından atanmış gibi acaip bir pozisyon sergilemektedirler...

Türk -ABD kuzey Irak savaşında, maalesef Türk ordusu tamamen yapayalnız, tamamen kendi insiyatifi ile savaşmaktadır....

Türk entel-dantelleri, Türk medyası, Türk işadamları maalesef Amerika' nın ekseninden çıkamamakta, parasal olarak kuyruklarından dünya sermayesine bağlı olduklarından, tatlı kar ve kolay para ile, vatanseverlik arasında gidip gelmektedirler... Özellikle yeni türeyen dinci zenginlerimiz ise, sadece nakit akışı peşinde koşmakta ve bağlılıklarını Türkiye Cumhuriyeti devletine değil, arap tabanlı ümmetçiliğe sunmaktadırlar... (Türk medyasının % 60' ını satın alan bu kesim, maalesef Türkiye Cumhuriyeti' ni korumayı kutsal görevi sayan TSK' ya bir düşman gibi davranmakta, hatta işi daha da ileriye götürerek "Türk" kelimesini ağzına bile almamaya, "ben Türk' üm" lafını yanlışlıkla bile olsa söylememeye özel ihtimam göstermektedirler)...

Savaşan tarafların diğer tarafında ise Amerika, İsrail, dünya yahudi cemiyetleri, kürtler, Amerika hesabına çalışan cemaatler, Amerika için medyacılık yapan patronlar vardır... Yandan destek verenler ise dünya sermayesinin paralarını Türkiye' de işletip tatlı karlar yapan Türk bankacılar ve bankerler vardır (ortalık karıştıkça faizler artar ve tabii karlar artar)... Tabii bir de aksesuar olarak, üç kuruş para için herşeye takla attıran gazeteciler, küçük ihaleciler, küçük görevliler vardır...

Amerika yukarıdan kuklacı gibi çalışmakta, kürtler tetiği çekmekte, yahudiler bizim yüksek yöneticilerin zayif taraflarini kataloglamakta, Amerika için çalışan cemaatçiler ise bizim askerleri ve vatanseverleri kataloglamakta, medyacılarda "çamur atılması vacip görülenleri" medya çamur bombardımanına tutmaktadırlar...

Herkesin ayrı bir nihai hedefi vardır: Amerika, antibiyotiği kendisinde olan, iç hastalıklı bir Türkiye' yi müttefik vurucu vassal gibi kullanmak isterken, İsrail kuzey Irak petrollerini istemekte, kürtler üç beş kuruş paranın yanında Saddam tipi şaşaalı bir devlet protokolü istemekte, cemaatler ise üstüne çöreklenecekleri Humeyni örneği hazır bir ülke peşinde koşmaktadırlar...

İşin en traji-komik yanı ise, Rumlar Ermeniler Yunanlılar gibi ezeli aktif düşmanlarımız ve Türkiye' yi zenginlikleri sömürülecek bir salak olarak algılayan AB (Avrupa Birliği) bile, kenarda sessizce oturup pasif bir şekilde bizi seyreylemekte ve halimize kıs kıs gülmektedirler...

Tabii ortam böyle olunca, Türk Sılahlı Kuvvetlerini yıkmak veya pasifize etmek, kuzey Irak petrol savaşını kazanmanın en kestirme yolu olduğu açıkça gözükmektedir... İşte herkesin anlamakta zorluk çektiği "Türk milletinin evlatları ve yöneticileri niye en değerli kurumları olan TSK' ye acımasızca saldırır" sorusunun cevabı da böylece ortaya çıkmaktadır...

Tabii bu oyun halkımıza, bir türban savaşı, bir fakirlerin zenginlerle savaşı, bir darbe savaşı, bir çete savaşı gibi sunulduğu için, günlük ekmek peşinde koşan iyi niyetli saf halkımız olayların farkında olamamaktadır... Bizim saf Anadolu insanımız hala tüm bu olanların bir dini özgürlük, bir gariban - zengin mücadelesi olduğunu zannetmektedir... Ey halkım size bir haberim var, bu oyunda siz sadece bir bakar anlamazsınız, büyük oyunda sizi oyuna bile almazlar, oyun öncesi ne idi iseniz, oyun sonunda da aynı seviyede kalırsanız şükredin.... (İyi ki bir Türk olarak genlerinizde binlerce yılın devlet tecrübesi var da, bizleri zavallı Irak' lılara yaptıkları gibi "demokrasi getireceğiz, özgürlük getireceğiz" diye kandıramıyorlar)...

Özetle, halen Türk -ABD sıcak savaşı tüm hızıyla devam etmektedir... Bu savaş gittikçe şiddetini arttıracak ve daha pis bir hal alacaktır...Bu savaş bitene kadar her türlü şok ekonomik kriz, sınırlarda yeni sıcak krizler veya burada teleffuz etmek istemediğim onlarca kötü şeyler olacaktır... Ta ki, kuzey Irak petrollerinin kaderi belli oluncaya kadar...

Burada anahtar Kürt devleti, kürtlerin istekleri değildir... Onlar sadece bu işin piyonlarıdır... Anahtar, İsrail' in bir şekilde kuzey Irak petrollerine konma hevesinden vazgeçmesidir... Tabii bu kadar yağlı bir kuyruktan, hiç kimse kendiliğinden vazgeçmek istemez... Sadece belki dünya konjonktüründeki gelişmeler veya Amerikanın bir nedenle değişen tutumu bu olayı buzdolabına kaldırabilir...

O gün gelene kadar, Türkiye ve Amerika sıcak savaş yapmaya devam edecektir... ( O zamana kadar oyuna kimler katılır, İran nerede olur, Suudiler nerede olur, İsrail nerede olur, AB nerede olur, bunların hepsini bekleyip göreceğiz)... Eğer bir dünya savaşı çıkacaksa bu kuzey Irak petrolleri açgözlülüğünden çıkacaktır...

Türkiye' nin geleceği içinde iki laf etmek gerekir: Türkiye' de öyle yeni bir kurtarıcı siyasi parti filan kurulacağı yoktur, kurulsa da oy alamaz... Türkiye Cumhuriyeti menfaatleri karşıtlarının elinde % 80 üstü medya gücü varken, pırlantayı çamurla sıvarlar, halka çakıl taşı diye yuttururlar... (Kendi sevdikleri çakıl taşlarını da, parlatıp pırlanta diye yuttururlar)....

Bir de üstüne üstlük halka birkaç milyar doları, altın lira ve pirinç sepeti şeklinde dağıttın mı, halk başkasını tanımaz gider oyunu pirinç sepetini verene verir... Altında yatan mantık ise şöyledir, "sen güzel şeyler söylüyorsun, ama o ilk ödemeyi yaptı bile !!!" ...

Burada da anahtar, güç ve medya sahiplerinin akıllarını başına alması ve doğruları halka anlatmasıdır... Kendilerini bir Rum, bir AB' li, bir ABD' li, bir Suudi Arap gibi görmeye devam eder ve Türkiye Cumhuriyeti' nde yaşayıp onun nimetlerinden faydalandıklarını unuturlarsa, uzun vadede bindikleri dalı kesmiş olurlar... Ama yakın gelecekte bunların bir "uyanma yapmasını ve vatan sevgisi ile dolu olarak yeniden dünyaya gelmesini" beklemek sadece hayalperestlik olur...

Ufukta, Türkiye Cumhuriyeti' ne inanan ve sevenlerin yapacağı en önemli şey olarak, gözbebeğimiz Türk Silahlı Kuvvetlerini koruyup kollamak olacağı gözükmektedir... Şu anda TSK tüm Türkiye Cumhuriyetini tek başına sırtlayıp götürmekte, kendini tüm tehlikelere karşı siper etmektedir...

Dahili ve harici bedhahlar ise toplu halde yurdumuzu kene gibi kemirmeye devam etmektedirler...

Ama Türk' ler için çaresizlik diye birşey yoktur... Zor zamanlar Türk' leri daha keskin, daha cesur, daha sert ve daha olgun yapar...

Birgün bir bakarsın, vatanın üstüne yeniden güneş doğmuş, düşmanlar geri kaçmış, arkalarında bıraktıkları işbirlikçileri ise "gözüm çıksın ki isteyerek yapmadım, beni kandırdılar komutanım" diye sana yağ çekmeye başlamış...

İşte bu kısmı daha gerçekçi görünüyor...

(Önemli not: Bu yazı sonrası kimse Amerika' ya, yahudilere, kürtlere düşman kesilmesin çünkü onlar kendi vatanları için çalışıyorlar... Sen de adam ol, vatanını sev, vatanını koru, vatanını ilerlet ve de fırsat gelince sen de onlardan pay kap )...

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Amerika’nın kirli eli SOROS harekete geçti

Amerika, ‘ortak akıl hareketi’ adlı, şeriatçı ve TESEV gibi örgütleri bir araya getirerek AKP’nin kapatılması davasına karşı mitingler yaptırmaya başlamıştı. Şimdi Soros bütün olanaklarıyla devreye girdi. ÖDP, EMEP ve DTP ile cepheyi genişletmek ve Turuncu darbede başarılı olmak için bir hamle daha yaptı. ‘Irkçılığa ve Milliyetçiliğe dur de’ sloganıyla cepheyi genişleterek, bürün Atatürk ve cumhuriyet düşmanlarını bir araya getirmeye çalışıyor. ‘www.durde.org’ adlı sitede buluşturduğu bu güruhla ilk eylem olarak, AKP’ye destek ve Ordu ile Kemalistlere saldırı amacıyla 26 Temmuz’daki mitinge çağrı yapıyorlar.

Ergenekon adıyla Amerikanın Atatürkçüleri ve orduyu sindirme operasyonunun savcısına destek çağrıları yapılmaya başlandı. İmza kampanyaları açıldı bunun için.

‘durde.org’ adlı girişimde bir araya getirilenler şunlar;

2. cumhuriyetçileri,

Haçlı irticanın savunucularını,

ÖDP,

EMEP

DTP

SODEV

TESEV

EMEP, ÖDP ve DTP’nin yönetimlerinde olduğu Eğitim-Sen sendikasının kimi şubelerini,

Baskın Oran, Engin Cinmen, Tanıl Bora gibi Atatürk düşmanı tırnak içi solcularını,

Türkiye Sosyal Forumu adlı grubu,

Pembe Hayat Dayanışma Derneği adlı lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transeksüel örgütünü,

Agos Dazetesi,

istanbulazınlıkları.org

Süryaniler.com

Helsinki Yurttaşlar Derneği,

İnsan Hakları Derneği,

İnsan Hakları ve Mazlumlarla Dayanışma Derneği

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi

haberdiyarbakir.com,

Diyarbakır.net

ÖDP’lilerin kontrolündeki Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (BAK)

Küresel Eylem Grubu

Afrikalılar Dayanışma ve Kültür Derneği

BarışaRock,

Bianet adlı AB parasıyla oluşturulan Ertuğrul Kürkçü ve Nadire Mater’in casusluk sitesi.

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Ağustos ayında ekonomik kriz

YAZININ KAYNAĞINA ULAŞAMADIM, AMA PEK TE MANTIKSIZ GELMEDİ BANA.
ÇÜNKÜ, UZUN SÜREDİR, AKP'nin KAPATMA DAVASINI HIZLANDIRMA
ÇABALARINA GEREKÇE DÜŞÜNÜYORDUM.

Hazine düzenli olarak tahvil, bono, ihale vb. araçlarla piyasadan para
çeker ve borçlanır.

Bu borçlanmalarda geri ödemeyi de düzenli olarak aylık 5 Milyar YTL ile 9
Milyar YTL arasında yapar.

Yani her ay 5 ile 9 Milyar YTL arası geri ödeme yapar.

2-3 yıldır yapılan borçlanmalarda Temmuz ve Ağustos 2008'e öyle bir
yük oluşturuldu ki.

Cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyüklükte.

Hazine'nin borç ödemelerinin 43 Milyar YTL'si Temmuz 2008 ve
Ağustos 2008'de.

Yani 5 ile 9 Milyar YTL'yi öderken güçlük çeken,

hatta ödeyemeyen, tekrar borçlanan hazine,

Temmuz ve Ağustos'ta 43 Milyar YTL ödeyecek.

Bu rakam (43 Milyar YTL) yaklaşık 6 aylık ödemeye denk geliyor.

Hazine bu parayı bulabilmek için yine borç alma yoluna gidecek ve
bulamayacak.

Nereden bulsun piyasada para yok.

Para bulamayınca ne olacak ekonomik kriz.

YTL olarak para kimde, 2001 krizinden beri bizlere 1.70'lerden $ satan
yabancı fonlarda.

Bu krizin tarihini önceden hazırladılar.

Bilinçli bir şekilde hazırladılar.

Öyle bir tarihe denk getirdiler ki, sorumlusu AKP olmasın istediler.

Yani Temmuz, Ağustos 2008'de kim ne yaparsa yapsın kriz
kaçınılmazdı.

En önemlisi;

Bu krizin sorumlusu kim olacak biliyor musunuz?

AKP'nin kapatılmasını isteyen Yargıtay Başsavcısı, belki de
(kapatılırsa) Cumhuriyetin Anayasa Mahkemesi ve AKP'ye hayır diyen
yurtsever muhalefet.

Kapatma davası, tesadüf bu ya Temmuz, Ağustos aylarında görülecek.
Belki de kapatma kararı çıkacak.

Diyecekler ki, AKP'ye açılan dava siyasi belirsizlik yarattı, piyasa
tedirgin oldu, krizin nedeni budur.

Diyecekler ki, AKP'ye açılan dava nedeniyle siz esnaflar, siz
çiftçiler, siz memurlar, siz işçiler battınız.

Diyecekler ki, AKP'ye açılan dava nedeniyle sizler borçlarınızı
ödeyemediniz, işleriniz durdu, 10 yıllardır çalıştırdığınız
işyerleri kapanmak zorunda kaldı.

Halbuki öyle değil.

Her şey ne kadar güzel olursa olsun, 43 Milyar YTL gibi ödeyemeyeceğiniz
bir borcu 2 aya özellikle toplarsanız kriz gelir.

Temmuz, Ağustos 2008'i hazırlayan AKP'dir.

Kapanma davasını da özellikle hızlandırmak isteyen AKP'dir.

Neden başbakan çırpınıp duruyor bir an önce bitsin şu dava diye.

Çünkü dava olmasa kriz kendi kafalarında patlayacak.

Bu durumda sorumlunun AKP olduğunu dağdaki koyun bile anlayacak.

Bakın bu yazının tarihi 30 Haziran.

Türkiye; Ağustos, Eylül, Ekim.... aylarında ekonomik kriz çıkaran
Cumhuriyet Başsavcısını, krizi büyüten Anayasa Mahkemesini ve AKP'nin
kapatılmasını destekleyen muhalif yurtsever kişi ve kuruluşları
konuşacak.

Yazıyı Temmuz'a 1 kala, önceden gönderiyorum ki belki 3-5 kişinin
uyanmasına neden olur.

Özellikle de AKP destekçilerine, küçük işletme sahibi esnaf, çiftçi,
işçi, memur dostlarımıza gönderelim.


--

Not: Yazı alıntıdır.

2 Temmuz 2008 Çarşamba

1 Temmuz 2008 Salı

AKP'nin göz altına aldırdığı Cumhuriyetçiler

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün gözaltına alındı. Aygün, 'Atatürk'ü ve cumhuriyeti sevmekle suçlanıyorum' dedi.Gözaltındaki Aygün, polis gözetiminde ATO'ya getrildi.

Mustafa Balbay gözaltına alındı

Sabah saatlerinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı'nın talimatıyla gerçekleşen gözaltıların ardından terörle mücadele ekipleri Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilciliği ve Ankara Ticaret Odası'nda arama yaptı.

Mustafa Balbay’ın bilgisayar kasası ile beraber birkaç poşet dosya götürüldü. Polis, gazetenin Ankara Temsilciliği'nde bulunan 2 dizüstü bilgisayar, 1 masaüstü bilgisayar, siyah ajanda, müzik çalar ve çeştili dosyalara el koydu.

Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın evinde de polis tarafından arama yapıldı.

MUSTAFA BALBAY KİMDİR?

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi olan Mustafa Balbay, Burdur'un Yeşilova ilçesinde doğdu. İlkokulu Burdur'da, ortaokul ve liseyi Aydın'ın Nazilli ilçesinde okuyan Balbay, 1981 yılında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni birincilikle bitirdi.

1981'de Milliyet Gazetesi İzmir Bürosu, 1985'de Cumhuriyet Gazetesi İzmir Bürosu İstihbarat Şefliği, 1989'da Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosu Haber Müdürlüğü, 1992'de Cumhuriyet Gazetesi İstanbul Haber Merkezi Müdürlüğü, 1993'de Cumhuriyet Gazetesi'nin Ankara Temsilciliği görevlerinde bulundu. Halen Ankara temsilciliği ve köşe yazarlığı görevini yürütüyor.

Balbay'ın siyaset, güncel konular ve gezi içerikli bir çok kitabı yayımlandı.

Ergenekon nedir?

Geçen sene İstanbul Ümraniye Çakmak Mahallesi'nde bir evde 27 el bombasının ele geçirilmesinin ardından açılan soruşturma gitgide büyüdü.

Kısa sürede "Ergenekon Terör Soruşturması'na" dönüştü. Bugüne kadar aralarında gazeteci, yazar, çete lideri ve siyasilerin de bulunduğu 100'den fazla kişi gözaltına alındı.

Bugüne kadar Emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin, emekli astsubay Oktay Yıldırım, emekli astsubay Mahmut Öztürk, Kuvva-i Milliye Derneği Genel Başkanı Bekir Öztürk, Fuat Ermiş, İsmail Yıldız, yazar Ergün Poyraz'ın da aralarında bulunduğu 100 kişi gözaltına alınmış ve gözaltına alınan kişilerden 49'u tutuklanmıştı.

Soruşturma kapsamında aralarında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk da gözaltına alınmıştı.

Şüpheliler, "patlayıcı madde bulundurmak", "devletin gizli belgelerini ellerinde bulundurmak" "milleti hükümete karşı silahlı isyana teşvik etmek" gibi çeşitli suçlardan tutuklanmıştı.

Bu sabah da erken saatlerde Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, ATO Başkanı Sinan Aygün ve gazeteci Mustafa Balbay gözaltına alındı. Henüz kimliği belirsiz 3 kişinin daha gözaltına olduğu açıklandı.

Kaynak: Hürriyet