Ana içeriğe atla

Alman “Mercedes”, Fransız “Peugeot” AKP’ye minnettardır!

AKP iktidarı seçime beş kala sözde ekonomik tedbir paketi açıkladı.

Bir paket ki evlere şenlik. Sanki Alman, Japon, hükümetlerinin ekonomik kurtarma paketi mübarek.

Otomobil ve dayanıklı tüketim mallarında yani TV’den, çamaşır makinesine alınan ÖTV’lerde 3 ay süreyle kademeli bir indirime gitti.

Türkiye’de üretilen ve/veya bir kısmı ülkemizde imal edilen otomobil veya elektronik eşyaya değil de, genele yönelik yapılan bu indirimin Türk sanayisine, imalatçısına ve de işçisine bir hayrı yok!

Örneğin Otomotiv Sanayii Derneğinin 11 Mart 2009 tarihli basın bültenine baktığımızda ne demek istediğimiz daha iyi görülüyor. Türkiye’de 2007 yılında Ocak –Şubat aylarında toplam 30.395 adet otomobil satılmış bunların %70’i ithal otomobiller. 2008 yılının ilk iki ayında ise 39.784 otomobil satılmış, bunun da %70’ini ithal otomobiller teşkil ediyor.

2009 yılında da durum değişmiyor. İlk iki ayda 27.665 otomobil satılmış bunun 17.978 adedi ithal.

Artan döviz kurlarına, duran üretime, rekor boyutlardaki işsizliğe rağmen, siz milyonlarca dolarlık dövizinizi “ithal otoların“satılmasına tahsis ederseniz, ya niyetinizden ya da bilginizden şüphe edilir.

Yerli üretimi ve üreticiyi teşviğe, bu suretle istihdama desteğe, herkes saygı gösterir.
Ama döviz açığı olan, bu nedenle riskli ülke kategorisinde görünen Türkiye’nin ithalatı özendirici vergi teşviki vermesi inanılır gibi değil.

Bunun akıl, mantık ve vicdanla izahına da imkân yok. AKP iktidarı aylardır ekonomik krizi anlamadı, tam anladı derken bu kez de yanlış anladığı ortaya çıktı. Sosyal faciaya dönüşmekte olan işsizliğin çaresi olarak ithal oto ve elektronik eşyada ÖTV indirime gitmek için herhalde iyice şaşırmış olmak gerekir.

Var mı böyle bir kabadayı?

AKP, IMF ile seçim ertesi kuzu – kuzu anlaşacak.
Aksine bir çaresi de yok, niyeti de yok. Tüm yaptığı, esnaf – köylü – emekli – işçi – KOBİ ve çalışanları seçime kadar oyalayarak, durumu idare etmektir.

IMF ile 1999 yılından bugüne kadar 10 yıldan beri kesintisiz stand-by programı uygulayan Türkiye’nin bugün geldiği nokta yine – yeniden IMF’den borçlanmak olmamalıydı.
2000 yılında %6-7 aralığında olan resmi işsizlik oranı, IMF’li 10 yılın ardından bugün %13,6’ya çıkarak yüzde yüz artmış olmamalıydı.

Türkiye, Ukrayna, Macaristan, Letonya ve Pakistan gibi IMF’yle anlaşmak zorunda kalan ekonomik krizin en batık, en zavallı hale getirdiği ekonomilerin arasına girmeye aday olmamalıydı.

IMF ile anlaşma yapılırsa, sıcak para ve yabancı sermaye girişinin yeniden başlayacağını sanacak kadar saf olmamalıydı.

Ama maalesef AKP, TÜSİAD ve onun çıkarcı sözcülerinin, dümen suyunda yine sıcak para, yüksek faizle IMF’den halkı borçlandırıcı hatalı politikalarına aynen devam edecek gibi görünüyor.
AKP, seçim meydanlarında IMF’den 23 milyar dolar borçla iktidarı devir aldıklarını bu borcu bugün 7.8 milyar dolara indirdiğini söylüyor.
Ama 2005 yılında IMF ile stand-by yaparak 10 milyar dolar daha borçlandığını nedense söylemiyor.

Yeni bir IMF borçlanmasının daha yapılması halinde, dünyadaki 185 IMF üyesi ülke arasında en borçlu ülkenin Türkiye olacağını ise maalesef milletten gizliyor.

Türkiye, gerçekçi kur uygulamasına geçmelidir. Sıcak paraya dayalı ithalat bazlı bir büyüme modelinin artık sürdürülemez olduğunu kabul etmelidir. Yerli üretimi ve üreticiyi teşvik etmeli, Alman Audi, Japon Sony ithalatına vergi indirimi yerine, kendi ülkesinin üretici ve işçilerine destek veren indirimleri hayata geçirmelidir.

Alman işçisi Hans’ı, Japon işçisi Fukayama’yı kurtarıp, kendi 5,5 milyon işsizini ihmal etmemelidir.

IMF’den kısa vadeli, yüksek faizle halkını borçlandırmak yerine, yurtdışında 60 milyar doları olduğu söylenen, kendi zenginlerinden, varlıklı kesimlerinden, bir defalık, ulusal dayanışma için “net aktif vergisi” almalıdır.

Yorumlar

Entermediyer dedi ki…
Bir ekonomik tetikçinin itiraflarında İMF'den borç kapatmak için borç almanın kandırmacadan başka birşey olmadığı güzelce açıklanıyor.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Güneydoğu'daki Mayınlarla ilgili ağzı açık bırakacak senaryo

O mayınları meğer kim döşetmiş biliyor musunuz? Ya minicik bir cihazla bulunabileceğini. İsrail'in bu işteki rolünü...? Mayınların temizlenmesi tartışmasında işin ucu bildiğiniz gibi İsrail'e dayanınca Türkiye'de kıyametler koptu. Dün akşam FOX'da Doğan Şentürk'ün hazırladığı programda ilginç bir detay dikkat çekti. Askeri Mühimmat Uzmanı Ahmet Zengin, ortaya üç harita çıkarttı. Haritalar üç ayrı kaynakta yer alıyordu ama hepsi de aynı alanları işaret ediyordu. Zengin o haritaları şöyle anlattı; VAADEDİLMİŞ TOPRAKLAR: "Harita sina yarımadasından başlıyor, hilalin ucu Kıbrıs'ı içine alıyor, Alanla ve Antalya'yı içine alıyor, Mezopotamya , GAP bölgesini, Dicle-Fırat havzasından Basra körfezi ve Irak ile Kuzey Arabistan'ın büyük bir bölümünü içine alıp kapanıyor. HARİTALARIN ANLAMI NE?: Bu alan Yahudilere vaadedilmiş topraklar adı altında bir alanı kapsıyor. Bu alan bizim ülkemizin güneyini de içeri alıyor. Hz. İbrahim'in yaşadığı yer bu haritada H...

Adnan Kahveci'nin Hayati

17 yıl önce Türkiye, değerli bir devlet adamını daha trafik kazasına kurban verdi. Yaşantısı, fikirleri ve farklı kişiliği ile Adnan Kahveci, örnek bir siyasetçiydi.. Türk siyasi hayatının erken kayan yıldızlarından biriydi o. Tam 17 yıl önce 1993 yılının 5 Şubat'ında aramızdan ayrıldı. Türk siyasi hayatında, örnek kişiliği, projeleri ile hep zirvede kalmayı başaran Kahveci 1949 yılında Trabzon'un Sürmene ilçesinde dünyaya geldi. Eğitim hayatı hep birinciliklerle geçen Adnan Kahveci, Milliyet Gazetesinin açtığı ilkokullar arası bilgi yarışmasının ilk birincisidir. TÜBİTAK bursuyla geçtiği Kabataş Lisesi'nden 1966 yılında dönem birincisi olarak mezun olan Kahveci, aynı yıl üniversiteye giriş sınavında da 180 sorunun tamamına doğru cevap vererek Türkiye birincisi oldu. İstanbul Fen Fakültesinde başlayan Üniversite hayatı, Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla, ABD'nin İndiana Eyaletindeki Purdue Üniversitesi'nde sürdü. ABD'de öğrencilik yıllarında, okul yemekhanesinde ç...

TÜİK Enflasyon Verileri Hakkınd Açılan Dava ve Yargı Süreci

Günümüzde enflasyon verileri, yalnızca ekonomik göstergelerin takip edildiği bir sayı olmakla kalmadı, emekli maaşlarından asgari ücrete, kamuoyunun en temel gündemine kadar uzanan dinamik bir olgu hâline geldi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye’deki resmî istatistikleri yayımlamaktan sorumlu anayasal bir kurum olarak öne çıkmakta. Ancak söz konusu verilerin “güvenilirliği” zaman zaman kamuoyunda tartışma konusu oluyor. En son örnekte, TÜİK’in 2024 yılı ilk altı aylık dönemi kapsayan enflasyon oranlarını olduğundan daha düşük açıkladığı iddiasına ilişkin yargı süreci başlatıldı. TÜİK’in Enflasyonu Olduğundan Düşük Gösterme İddiası ve Mağduriyetler TÜİK verilerinin düşük gösterildiği iddiaları özellikle maaşlı çalışanlar ve emekli kesim açısından büyük bir mağduriyet yaratıyor. Zira enflasyon oranına göre şekillenen maaş ve aylıklar, olduğundan daha az zamla güncelleniyor. Bu durum, satın alma gücünün beklenenden daha hızlı erimesine ve hanehalkı...