Ana içeriğe atla

Fethullah Gülen


Samimi inançla çıkarcılığı, din tacirliğini birbirine karıştırıyoruz.

Tıpkı, Gülen'in adı kullanılarak oluşturulan ekonomi imparatorluğu ile cemaatin İslâmi boyutundaki içtenliği birbirine karıştırdığımız gibi.

Gülen çocukluğundan itibaren İslâmi inançları sağlam bir Müslüman Kürt çocuğu olarak yetiştirildi.
Bugün de inançlarının samimiyetinden şüphe etmek kimsenin haddine değildir ama adı üstünden kurulan ekonomik imparatorluğun giderek daha da güçlendiğini, devletin bütün katmanlarına habis bir ur gibi yerleştiğini görmemek de mümkün değildir.

İşin ilginci, yöntemleri tam da bir MAFYA yöntemidir. İçeriden kuşatma.
Gülen adı üzerinden kurulan ekonomi imparatorluğu; TSK'yı, Emniyeti, MİT'i, Yargıyı ve ekonomi yönetiminde etkin kamu bürokrasisini içten ele geçirmektedir.
MAFYA yukarıda saydığım kurumlarda ufak paralar dağıtarak, ailelerin küçük ekonomik sorunlarını çözerek, hastalıklarında, doğumlarında, ölümlerinde adamlarıyla yanlarında yer alarak etkinlik sağlar.
Gülen'in adı üzerinden kurulan ekonomi imparatorluğu ise Halis Toprak Holding gibi kurulmuş, anayasal kurumlarda MAFIA gibi yapılanmıştır.

Halis Toprak adı dikkatinizi çekmiştir açayım.

Halis Ağa, yıllar önce sahibi olduğu PAKTAŞ'ın hileli iflâsından ötürü ticari yasaklıydı. Hele bir banka sahibi olması imkânsızdı.
Bunun için, Atalay Şahinoğlu (İTO Eski Başkanı) ve Ergun Özbudun gibi saygın isimler üstüne kurdu TOPRAKBANK'ı. Kendisi bankanın yönetim kuruluna bile girmedi, giremedi.
Ve şirket büyüdükten sonra, başlarken üstlerine banka kurduğu saygın isimlerin hemen hepsi Halis Ağa'yı terk ettiler.
O konu derin olduğu için girmeyeceğim.
Bugünkü Gülen İmparatorluğu da Fethullah Gülen'in saygın adı üzerinden kuruldu.
Ve derken, yurtiçi ve yurtdışı okullar başta olmak üzere, medya sektörlerinde büyümeye başladı.
AK Parti Hükümeti sürecinde bu büyüme banka-finans sektörüne de kaydı.
Faizsiz bankacılık (nasıl oluyorsa) konusunda öncülük yapan imparatorluk profesyonelleri bugün akıl almaz servetlerin sahibi oldular.

Eğitim ve Banka – Finansı bir yana bırakıp medyaya bakalım.
Dünyada, 5 yılda bu kadar büyüyen bir başka medya gurubu varsa (eski SABAH dahil) bana gösterin lütfen.
İstanbul/Çobançeşme'de gecekondu gibi bir binadan, aynı bölgede devasa bir gökdelene ve sadece gazete abonelerinin (reklam geliri maaşları ödemez) ödedikleriyle gelinebilir mi?.
Aydın Doğan veya daha başka medya guruplarının üstüne insafsızca giden maliyeciler, ZAMAN Gazetesi'ndeki bu büyümeyle ilgili tek gün "Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Kazancınız belli bu gökdelen için harcanan para belli. Peki de arkadaş bu süreçte ne kadar vergi ödediniz?" diye sormadılar.

Sonuç
Bugün artık, Fethullah Gülen'in bile istese yıkamayacağı devasa bir güç var ortada.
Ne Koç, ne Sabancı, ne Eczacıbaşı ne de kendini "büyük" zannedenlerin veya bizim öyle zannettiklerimizin hiçbirinin elinde olmayan bir güce sahipler.
Ak Parti gitse bir başka iktidar gelse de devam edecek bir güç.
Seyfi Oktay'la, Mehmet Moğultay'ın 2 yılda oluşturduğu Yargıyı Gülen İmparatorluğu 15 yılda zor kazıyabildi.
Şimdi artık TSK bile, askeri şuralardaki temizliklere rağmen Gülen İmparatorluğunun kalesi olmak üzeredir.
2012 yılının anlatıldığı Derin Kıyamet isimli bir romanda (2006) Genelkurmay Başkanı cemaat üyelerinden olduğu bütün dünya tarafından bilinen bir orgenerale teslim ediliyordu.
2012'ye az kaldı zira aynı romanda Askeri Şura kararlarının temyiz edilebilir kararlar haline getirilmişti. İşte o gün bugündür...
* * *
Hâsılı...
Bütün bunlardan sorumlu olmayan tek kişi, Fethullah Gülen'dir.
Sorumluları ise gemli geçmiş bütün hükümetler ve askeri darbelerdir.
Gülen imparatorluğu en büyük atılımlarını 12 Eylül 1980 darbesiyle, 28 Şubat sürecinde yapmıştır.
Ve imparatorluğun medyası askeri dönemlerden sonra böylesine gözle görülür şekilde büyüyebilmiştir.
Daha önce temiz, inançlı, devletine bağlı o güzel yurttaşlardan kavgasız, nizasız bir ülke kurulması için yararlanamayan Devlet bugün artık karşısında devletin bütününü verseniz doymayacak bir canavar bulmuştur.
Bir yerlerini de yırtsalar, bu imparatorluk çok geçmeden devleti (bütün kurumlarıyla) yutacaktır.

ADNAN BERK OKAN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'de Nişan, Düğün ve Kına Organizasyon Maliyetleri

Turkiye'de evlenme sürecini ekonomik olarak daha iyi anlamak için Armut.com 'a bu konuda gelen hizmet talepleri analiz edildi ve "evlenme süreci ekonomisi" adında bir dosya hazırlandı. Bu dosya hem nişan, hem düğün, hem de kına organizasyonu boyunca alınan hizmetler ve harcanan paraların dökümlerinin derlenmesi ile oluşturuldu. Nişan ve Düğün hazırlığında olanlar bu yazıya muhakkak göz gezdirmeli. Nişan organizasyonu maliyeti 125.000 TL’ye kadar çıkabiliyor Nişan organizasyon maliyetleri 3 büyük ilimizde 2200 TL - 2350 TL fiyat aralığından başlasa da, nişanını düğün kadar görkemli yapmak isteyenlerin talepleri 125000 TL’lik organizasyonlara neden olabiliyor. Ankara ve İzmir’de ise 30000 TL’ye en pahalı nişan organizasyonlarının yapıldığını görebiliyoruz.

TÜİK Enflasyon Verileri Hakkınd Açılan Dava ve Yargı Süreci

Günümüzde enflasyon verileri, yalnızca ekonomik göstergelerin takip edildiği bir sayı olmakla kalmadı, emekli maaşlarından asgari ücrete, kamuoyunun en temel gündemine kadar uzanan dinamik bir olgu hâline geldi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye’deki resmî istatistikleri yayımlamaktan sorumlu anayasal bir kurum olarak öne çıkmakta. Ancak söz konusu verilerin “güvenilirliği” zaman zaman kamuoyunda tartışma konusu oluyor. En son örnekte, TÜİK’in 2024 yılı ilk altı aylık dönemi kapsayan enflasyon oranlarını olduğundan daha düşük açıkladığı iddiasına ilişkin yargı süreci başlatıldı. TÜİK’in Enflasyonu Olduğundan Düşük Gösterme İddiası ve Mağduriyetler TÜİK verilerinin düşük gösterildiği iddiaları özellikle maaşlı çalışanlar ve emekli kesim açısından büyük bir mağduriyet yaratıyor. Zira enflasyon oranına göre şekillenen maaş ve aylıklar, olduğundan daha az zamla güncelleniyor. Bu durum, satın alma gücünün beklenenden daha hızlı erimesine ve hanehalkı...

Bankalardan Kredi Alıp Ödediği Masrafları Geri Almak İsteyenlere Müjde

FAİZ HARİCİNDE ÖDEDİĞİNİZ KREDİ MASRAFLARINI NASIL GERİ ALACAKSINIZ? Banka kredisi kullanan vatandaşlar bu iki dilekçe örneğini bir kenara not edin: Yargıtay ve onlarca yerel mahkeme, bankaların kredi kullandırırken aldığı dosya ve diğer masrafların 10 yıl geriye dönük olarak ödenmesine hükmetti. Bunun için son 10 yılda kredi kullanan yaklaşık 12 milyon kişinin bir dilekçe ile bankaya başvurması yeterli... Hükümet Tüketici Kanun Taslağı’yla bankaların aldığı masrafların kaldırılması için düğmeye basmıştı. Taslak kredi kartı aidatı, hesap işletim ve dosya ücreti gibi 31 farklı kategoride alınan ücretlerin kaldırılmasını öngörüyor. Yargıtay da zaten kredi kullanılırken vatandaştan alınan dosya masrafının haksız olduğuna karar vermiş, 10 yıl geriye dönük ödenmesine hükmetmişti. 12 milyonu ilgilendiriyor Yargıtay kararına karşın dosya masrafı adı altında aldığı paraları geri ödemeyen bankalara yerel mahkemelerden de tokat gibi bir karar daha çıktı. Yerel mahkemeler verdikleri ...